Kira Bedelinin Uyarlanması Davasında İhtiyati Tedbir ve Uyuşmazlığı Giderme Kararı
İlgili çalışma alanı: Sözleşmeler Hukuku
İlgili makaleler: Kamu İhale Sözleşmelerinin Sona Ermesi · Temsil ve Yetkisiz Temsil
Kira Sözleşmesi ve Kira Bedelinin Uyarlanması
Kira Sözleşmesi
Kira sözleşmeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK)[1] 299. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. İlgili madde hükmüne göre kira sözleşmesi, "kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşme" olarak tanımlanmaktadır.
Kanunda düzenlenen bu tür sözleşmeler tipik ya da isimli sözleşmeler[2] olarak adlandırılmaktadır. Madde hükmüne göre kira sözleşmeleri, karşılıklı tam borç yükleyen bir sözleşme (sinallagmatik) türüdür. Sözleşmenin bir tarafında kiraya veren, diğer tarafında ise kiracı yer almaktadır. Kiraya veren, bir şeyin kullanımı ve/veya yararlanılmasını kiracıya devretmekte; kiracı ise buna karşılık kira bedelini ödeme borcu altına girmektedir.
TBK m. 299 ve devamında yer alan düzenlemeler kira sözleşmelerine ilişkin genel hükümlerdir. Konut ve çatılı işyerlerine ilişkin kira sözleşmelerine uygulanacak hükümler ise aynı kanunun m. 339 ve devamında düzenlenmiştir. Kira sözleşmesinin asli edimleri,[3] kiracının kullanımına bırakılan kira konusu ile bunun karşılığında kiracının kiralayana ödemesi gereken kira bedelidir. Kira bedelinin doğrudan belirli olması gerekmekteyse de belirlenebilir olması da kabul edilmektedir.[4] Kira sözleşmeleri, belirli süreli veya belirsiz süreli olarak düzenlenebilmektedir.
Kira Bedelinin Uyarlanması
Türk Borçlar Kanunu'nda, kira sözleşmelerinin uyarlanmasına ilişkin pozitif bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak TBK'nın borç ilişkilerini düzenlediği genel hükümler kısmında sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin genel nitelikte bir düzenleme yer almaktadır. TBK m. 138'de yer alan düzenleme, "Aşırı İfa Güçlüğü" başlığı altında sözleşmelerin uyarlanmasına ilişkin genel hüküm niteliğindedir: "Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır." İlgili madde hükmüne göre, borçlunun yerine getirmesi gereken edimin ifası kendisinden beklenemeyecek kadar ağırlaşmış olması gerekmektedir.[5]
Sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin şartların varlığı halinde hâkim, sözleşmenin yeni koşullara göre uyarlanmasına karar verecektir. TBK m. 138'e göre sözleşmenin uyarlanması hemen her halde istenemeyecektir. Öyle ki borçlar hukukunun temel ilkelerinden olan ahde vefa[6] (pacta sund servanda) ilkesi gereği sözleşmenin tarafları, irade serbestliği[7] çerçevesinde yapmış oldukları sözleşme ile bağlı kalmalıdır. Bu sebeple sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin şartların varlığı her somut olayda ayrıca incelenmelidir.
Uyarlamanın Şartları ve Uyarlama Davasının Usulü
Uyarlamanın Şartları
Türk Borçlar Kanunu m. 138'de "Aşırı İfa Güçlüğü" başlığı altında sözleşmenin uyarlanmasına ilişkin genel bir düzenleme yapılmıştır. Ahde vefa ve irade serbestisi ilkesine bir istisna teşkil eden bu hükmün uygulanabilmesi için belirli şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
- Sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan öngörülemeyen veya öngörülmesi beklenemeyen olağanüstü bir durumun varlığı: Sözleşmenin kurulması esnasında taraflarca öngörülemeyen veya öngörülmesi beklenemeyen olağanüstü bir durumun ortaya çıkması, ancak taraf menfaatlerini önemli ölçüde ağırlaştırıyor olması hâlinde uyarlama şartı olarak kabul edilir.[8]
- Değişen şartların ortaya çıkmasında edim dengesi bozulan tarafın kusurunun bulunmaması: Öngörülemeyen hâlin ortaya çıkmasında, uyarlama talep eden borçlunun kusurunun bulunmaması gerekmektedir.[9]
- Değişen şartlar dolayısıyla edimler arası dengenin önemli ölçüde bozulmuş olması: Sözleşmenin kurulması sırasında var olmayan ancak sonradan ortaya çıkan vakıanın, tarafların borçlandığı edimler arasındaki dengeyi önemli ölçüde bozmuş olması gerekmektedir.[10]
- Edim dengesi bozulan tarafın edimini henüz ifa etmemiş veya haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması: Edimini ifa etme gücü bulunan taraf uyarlama talep edemeyeceğinden; haklarını saklı tutmadan edimini ifa edenin de uyarlama talep imkânı bulunmamaktadır.[11]
Kira sözleşmelerine ilişkin TBK düzenlemelerinde uyarlamaya dair özel bir hüküm bulunmadığından, TBK m. 138 kira sözleşmeleri bakımından da uygulama alanı bulacaktır. Söz konusu madde hükmü çerçevesinde uyarlama ancak hâkimden talep edilebilecek; bu hâlde kira bedelinin uyarlanmasına ilişkin dava açılması gerekmektedir.[12]
Uyarlama Davasının Usulü
Türk Borçlar Kanunu m. 138'de düzenlenen ve sözleşmenin uyarlanmasını talep imkânı veren düzenleme[13] ancak dava yoluyla kullanılabilmektedir. Karşılıklı tam borç yükleyen sözleşmelerde sözleşmenin her iki tarafı da uyarlama talebinde bulunabilecektir. Kira sözleşmelerinde, özellikle kira bedelinin uyarlanması talep edilebilmektedir; söz konusu davanın davacısı kira bedelini ödeme borcu bulunan kiracı, davalısı ise sözleşmenin karşı tarafı olan kiralayandır.
Davanın görülmesinde görevli mahkeme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 4/1.a gereği sulh hukuk mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise HMK m. 6 gereği davalının yerleşim yeri mahkemesi, HMK m. 10 gereği ise sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesi olarak belirlenecektir. Kira bedelinin uyarlanması davasında HMK m. 316/1.a gereği basit yargılama usulü uygulanacaktır.[14]
Uyarlama Davasında İhtiyati Tedbir Talebi
İhtiyati Tedbirin Hukuki Niteliği
Kira sözleşmelerinde bedelin TBK m. 138'e göre uyarlanması talep edildiği davalarda, HMK gereği ihtiyati tedbir de talep edilebilecektir. Zira HMK m. 389 ve devamı maddelerinde düzenlenen geçici hukuki korumaların talep edilebileceği dava türleri sayılmamış olup, elverişli olan tüm davalarda söz konusu korumalardan yararlanılabilecektir.
Geçici hukuki korumalar HMK'da düzenlenmiş olmakla birlikte, yargılamaların uzun sürmesi ve bu sürenin sonunda dava konusu hakka ulaşmanın aşırı güçleşebileceği durumlarda, tarafların söz konusu hakka ulaşmasını kolaylaştırmak amacıyla başvurulur. Geçici hukuki korumalar ile kesin hukuki koruma arasında önemli farklar bulunmaktadır: normal bir davanın sonunda mahkemenin verdiği karara "kesin hukuki koruma", dava sırasında veya öncesinde alınan geçici nitelikteki kararlara ise "geçici hukuki koruma" denilmektedir.[15]
HMK'da düzenlenen klasik geçici hukuki koruma tedbirlerinden olan ihtiyati tedbir ve delil tespiti ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)[16] m. 257 ve devamında düzenlenmiş olan ihtiyati haciz dışında da kanunlarda ayrıca düzenlenmiş geçici korumalar bulunmaktadır.[17]
İhtiyati tedbir HMK m. 389'da düzenlenmiştir: "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir."[18] Madde hükmüne göre ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için öncelikle bir hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde güçleşmesi, imkânsızlaşması veya gecikme nedeniyle bir sakıncanın yahut zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinin varlığı gereklidir.[19]
İhtiyati tedbir talebi davadan önce veya yargılama sırasında ileri sürülebilir; her iki hâlde de esas hakkında görevli mahkemeden istenmelidir. İhtiyati tedbir talebinde tam bir ispat değil, yaklaşık ispat aranmaktadır: hâkim, tedbire karar verirken tam bir kanaatle değil, yaklaşık bir kanaatle karar vermelidir.[20]
Esası Çözer Nitelikte İhtiyati Tedbir Sorunu
Mahkeme, kural olarak, asıl uyuşmazlığı çözecek nitelikte, esası çözer şekilde bir ihtiyati tedbir kararı veremeyecektir.[21] Böyle bir kararın verilmesi hâlinde ihtiyati tedbir kurumu ihlal edilmiş olacaktır. Yüksek mahkemenin bu yönde pek çok kararı bulunmaktadır: "Davanın esasını çözümlemeye yönelik şekilde böyle bir tedbir kararının ittihazı doğru bulunmamaktadır."[22] Bununla birlikte Yargıtay, dava türü ve hakkın niteliği bakımından bu ilkeye istisna teşkil eden kararlar da vermiştir; örneğin kömür ocağından çıkan toprakların köye ait otlağa dökülmesinin önlenmesi amacıyla açılan müdahalenin men'i davasında, sonradan giderilmesi güç olacak zararın engellenmesi için toprak atılmasının yasaklanmasına ihtiyati tedbir yoluyla karar verilebileceği kabul edilmiştir.[23]
Kira sözleşmelerinde bedelin uyarlanması davalarında ihtiyati tedbir talep edilebileceği gibi, esası çözer nitelikte — yani bedelin düşürülmesi veya artırılması şeklinde — bir ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği kanımızca da kabul edilmelidir. Zira ihtiyati tedbir kurumu, 6100 sayılı HMK'nın geçici hukuki korumalar başlığı altında düzenlenmiştir; geçici hukuki korumalar, kesin hukuki koruma gibi hüküm ve sonuç doğurmaması gereken korumalardır. Uyuşmazlığın esasını çözer mahiyette ihtiyati tedbir kararı verilmesi, adeta yargılama yapılmadan bir kesin hukuki koruma sonucunu doğuracaktır.
Özellikle Covid-19 pandemisi sebebiyle kiracılar kira bedelini ödeme borcunu yerine getirirken aşırı ifa güçlüğüne (TBK m. 138) düşebilmiştir. Uyarlama davasının yargılaması uzun süreceğinden, davacı kiracılar kira bedelinin geçici olarak düşürülmesi talebiyle ihtiyati tedbir isteminde bulunmuştur. Bu talebi karara bağlamak zorunda olan ilk derece mahkemeleri, "uyuşmazlık konusunu esastan çözer mahiyette ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği" gerekçesiyle farklı kararlar vermiştir. İhtiyati tedbir kararlarına HMK'da düzenlendiği şekilde itiraz edilebilmekte,[24] itiraz sonucu verilen karara karşı ise istinaf kanun yoluna başvurulabilmektedir; istinaf incelemesi sonucu verilen kararlara karşı temyiz kanun yolu kapalıdır ve bu kararlar kesin niteliktedir.[25]
İhtiyati Tedbirin Amaç Bakımından Türleri
Geçici hukukî koruma önlemi niteliğindeki ihtiyatî tedbirlerin amaç bakımından üç türü bulunduğu kabul edilmektedir: teminat amaçlı, eda amaçlı ve düzenleme amaçlı ihtiyatî tedbirler. Teminat amaçlı tedbirler ihtiyatî tedbirin temel şeklidir ve tedbire konu mal veya hakkın muhafaza altına alınmasını amaçlar. Eda amaçlı tedbirlerde ihtilaf konusu hakkın geçici olarak ifa edilmesi söz konusudur. Düzenleme amaçlı tedbirler ise ihtilaflı hukukî ilişkinin geçici olarak düzenlenmesini amaçlar; nitekim TBK m. 138'e dayanan uyarlama talebi kabul edilmediği takdirde sözleşmeden dönme veya fesih sonuçları doğacağından, sözleşmesel ilişkinin yargılama süresince korunmasına yönelik verilecek tedbir, düzenleme amaçlı tedbir niteliğindedir.
Bölge Adliye Mahkemeleri Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesi Usulü
Kira bedelinin uyarlanmasına ilişkin davalarda ihtiyati tedbir ile kira bedelinin geçici olarak düşürülmesi veya artırılması talep edildiğinde, farklı ilk derece mahkemeleri farklı nitelikte kararlar vermiştir. Bu kararlar davacılarca istinaf kanun yoluna götürülmüş; yargı çevresi itibariyle farklı bölge adliye mahkemelerinin (BAM) yargı çevrelerinde bulunan ilk derece mahkemelerinin kararlarına karşı farklı BAM'larca istinaf incelemesi yapılmıştır. Somut durumda ilk derece mahkemelerinin kararlarına karşı farklı bölge adliye mahkemelerine başvuru yapılmış ve bu mahkemeler birbirinin zıttı nitelikte iki farklı karar vermiştir.
Bu durumda, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun[26] m. 35 kapsamında, bölge adliye mahkemelerinin kesin nitelikteki ancak farklı kararlarına karşı bir "uyuşmazlığın giderilmesi" yolu öngörülmüştür. İlgili madde hükmüne göre: "Re'sen veya bölge adliye mahkemesinin ilgili hukuk veya ceza dairesinin ya da Cumhuriyet başsavcısının, [...] benzer olaylarda bölge adliye mahkemesi hukuk veya ceza dairelerince verilen kesin nitelikteki kararlar arasında [...] uyuşmazlık bulunması hâlinde bu uyuşmazlığın giderilmesini gerekçeli olarak istemeleri üzerine, kendi görüşlerini de ekleyerek Yargıtaydan bu konuda bir karar verilmesini istemek."[27]
5235 sayılı Kanun'da yer alan uyuşmazlığın giderilmesi usulünün işletilebilmesi için öncelikle söz konusu düzenlemede yer alan şartların varlığı gerekmektedir. İlk olarak birden fazla bölge adliye mahkemesinin benzer durumlarda farklı nitelikte ve kesin kararlarının var olması gerekmektedir. Daha sonra ise kanunda belirtilen kurum veya kişilerin, söz konusu kararlar arasındaki uyuşmazlığın giderilmesini Yargıtay ilgili hukuk dairesinden talep etmesi gerekmektedir.[28] Kanunun aynı maddesinin (3) numaralı bendine göre yapılacak istemler, hukuk davalarında ilgili hukuk dairesine iletilir; uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak daire tarafından verilen kararlar kesin niteliktedir.[29]
Yargıtay ilgili hukuk dairesi tarafından uyuşmazlığın giderilmesi konusunda verilen karar kesin niteliktedir. Bu düzenlemenin mahiyetinin açıklığa kavuşturulması için öncelikle medeni usul hukuku anlamında kararların ne olduğuna ve karar çeşitlerine değinilmesi gerekmektedir.
Usul Hukukunda Karar Kavramı: Ara Karar, Nihai Karar ve Kesin Hüküm
Ara Karar ve Nihai Karar
Medeni usul hukukunda kararlar öncelikle ara karar ve nihai karar olmak üzere iki farklı şekilde incelenmektedir. Ara kararlar uyuşmazlığa son vermeyen karar biçimidir; bu kararlar uyuşmazlığa son vermediği gibi hâkimin davadan elini çekmesini de gerektirmez. Ara kararların konusu yargılamaya ilişkin usûlî ön sorunlardır ve esasen hâkimin nihai karara ulaşması için yargılamanın devamı amacıyla verilir.[30] Önemle belirtilmelidir ki ara kararlara karşı istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulamaz; ara kararlar ancak nihai kararlarla birlikte kanun yoluna taşınabilir.[31]
Nihai karar, yargılamada hâkimin davadan elini çekmesini gerektiren karar türüdür ve esasa veya usule ilişkin olarak verilebilir.[32] Mahkemenin, somut uyuşmazlıkta maddî hukuk bakımından değil usûl hukukuna dayanarak karar vermesi hâlinde usûle ilişkin nihaî kararlardan söz edilir.[33] Esasa ilişkin kararlarda ise hâkim, davada ileri sürülen talepleri maddi hukuk bakımından inceleyerek davanın kabulüne veya reddine karar verir; bu tür karar "hüküm" olarak da adlandırılır.[34] Karar kavramı hüküm kavramına göre daha geniştir; zira karar kavramı ara kararı, usule ve esasa ilişkin nihai kararları kapsamaktadır.[35] Kullanım yanlış olmamakla birlikte her hüküm bir karardır, ancak her karar bir hüküm ifade etmeyecektir.[36]
Kesin Hüküm: Şekli ve Maddi Anlamda Kesinlik
Hüküm, kesin hüküm veya kesin olmayan hüküm olarak iki farklı şekilde incelenir; kesin hüküm de maddi ve şekli anlamda kesin hüküm olarak ayrılır. Bir hükmün kesinliğinden bahsedebilmek ancak hem şekli hem maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmesi durumunda söz konusu olur.[37] Şekli anlamda kesin hükümden, söz konusu karara karşı bir kanun yolunun bulunmaması veya var olan kanun yollarının tüketilmesi hâlinde bahsedilebilir.[38]
Maddi anlamda kesin hükümden bahsedilebilmesi için gerekli şartlar HMK m. 303'te düzenlenmiştir: "Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir."[39] Bir hükmün geniş anlamda kesin hüküm olabilmesi ancak şekli ve maddi anlamda kesinleşmesi ile mümkündür; şekli anlamda kesin hüküm, hukuk devleti ilkesinin gereklerine uygun olarak ancak bir dereceye kadar itiraz edilebilmenin bir sonucudur.[40] Maddi anlamda kesin hüküm ise tarafları ve sebepleri aynı olan aynı davanın tekrar yargı mercileri önüne getirilememesi sonucunu doğurur.[41]
Medeni usul hukuku kapsamında kararlara ilişkin bu açıklamalardan sonra, uyuşmazlığın giderilmesine konu somut kararların incelenmesi gerekmektedir.
Yargıtay 3. HD 04.06.2021 T. 3452/6001 K. Sayılı Uyuşmazlığı Giderme Kararı
Uyuşmazlığa Konu Bölge Adliye Mahkemesi Kararları
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2021/3452 E., 2021/6001 K. sayılı ve 04.06.2021 tarihli uyuşmazlığın giderilmesine dair kararında, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nin 2020/1596 E., 2020/1499 K. sayılı kesin kararı ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nin 2020/2164 E., 2021/50 K. sayılı kesin kararı arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine karar verilmiştir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nin kesin kararına konu uyuşmazlıkta davacı, davalıya ait taşınmazda kiracı olarak anaokulu işlettiğini, pandemi süreci nedeniyle iş hacminde %80-85 oranında düşüş yaşandığını ileri sürerek, kira bedelinin %50 oranında indirilerek uyarlanmasını talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, ihtiyati tedbir talebinin HMK m. 389 vd. şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle reddine karar vermiş; davacının istinaf başvurusu üzerine Bursa BAM 4. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak ihtiyati tedbir talebinin kabulüne ve kiralananın aylık kira bedelinin KDV hariç 6.000 TL olarak ödenmesine karar vermiştir.[42]
Uyuşmazlığa konu diğer karar ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'ne aittir.[43] Bu davada davacı şirket, belediyeye ait bir taşınmazda düğün salonu işlettiğini, pandemi nedeniyle en az %83 oranında müşteri kaybı yaşandığını belirterek kira bedelinin geçici olarak düşürülmesi talebiyle ihtiyati tedbir istemiştir. İlk derece mahkemesi talebi reddetmiş; istinaf başvurusu üzerine Ankara BAM 15. Hukuk Dairesi, "davanın ve uyuşmazlığın esasını halleder şekilde" ihtiyati tedbir kararı verilmesinin doğru olmadığını, uyuşmazlığın niteliğinin yargılamayı gerektirdiğini belirterek istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
Yargıtay'ın Gerekçesi ve Uyuşmazlığın Giderilmesi
Bölge adliye mahkemelerinin aynı konuda farklı ve kesin nitelikte kararlar vermesi üzerine, 5235 sayılı Kanun'un uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin hükmü gereği Bursa BAM Başkanlar Kurulu tarafından Yargıtay ilgili hukuk dairesine gönderilmek üzere uyuşmazlığın giderilmesi talebinde bulunulmuştur. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, hukukumuzda kabul edilen sözleşmeye bağlılık (ahde vefa) ve sözleşme serbestliği ilkelerinin, Yargıtay içtihatlarıyla gelişen uygulamada özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırıldığını; hem sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması (clausula rebus sic stantibus) ilkesinin hem de işlem temelinin çökmesi kuramının, uyarlama davalarının görülebilir olduğunu kabul ettiğini vurgulamıştır. Kararda, uyarlama davasının inşai (yenilik doğurucu) bir dava olduğu ve yargılama sonucu verilen mahkeme kararı ile sonuç doğuracağı; uyarlama talebindeki amacın sözleşmenin feshi veya dönme değil, sözleşmenin ayakta tutulması olduğu belirtilmiştir.
Yargıtay kararında ayrıca sistematik ve tarihsel yoruma yer verilmiştir: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı'nın 395. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "asıl uyuşmazlığı çözecek nitelikte olmamak şartıyla" ibaresi, TBMM[44] Adalet Komisyonu'ndaki görüşmeler sırasında taslak madde metninden çıkarılmıştır. Kanun koyucunun bu ibareyi çıkarmasındaki amacın, "asıl uyuşmazlığı çözemez" ilkesinin dar yorumlanması sonucunda, uyuşmazlıkların sonuçlanmasının uzun zaman alması nedeniyle davacının çoğu kez davayı kazandığı hâlde dava ile elde etmek istediği sonuca ulaşamamasından doğabilecek mağduriyetlerin önüne geçmek olduğu değerlendirilmiştir.
Bu gerekçelerle Yargıtay, pandemi nedeniyle kira sözleşme koşullarının (bedelinin) uyarlanmasına ilişkin açılan davada, şartların gerçekleşmesi hâlinde ihtiyati tedbir kararı verilmesinin HMK m. 389 vd. hükümlerine uygun olduğuna; Ankara BAM 15. Hukuk Dairesi'nin, uyuşmazlığın esasını halleder şekilde ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği gerekçesiyle istinaf talebinin reddine ilişkin kararının yerinde olmadığına hükmetmiştir. Böylece Bursa BAM 4. Hukuk Dairesi ile Ankara BAM 15. Hukuk Dairesi'nin kesin kararları arasındaki uyuşmazlık, kira bedelinin uyarlanması davalarında koşulların gerçekleşmesi hâlinde geçici mahiyette ihtiyati tedbir kararı verilebileceği yönünde giderilmiştir.[45]
Kararın Bağlayıcılığına İlişkin Değerlendirme
Söz konusu kararda öncelikle ihtiyati tedbirin hukuki mahiyetine ilişkin tespit ve yorumlar yer almaktadır. Yukarıda izah edildiği üzere ihtiyati tedbir kurumu geçici hukuki korumadır ve ihtiyati tedbir kararı, uyuşmazlığın esasını çözer mahiyette olmamalıdır; zira uyuşmazlığı esastan çözer nitelikte tedbir kararı verilmesi, kanunun sistematik ve lafzi yorumuna aykırı düşecektir. İhtiyati tedbire ilişkin hükümlerin düzenlendiği HMK'nın onuncu kısmının birinci bölüm başlığı "geçici hukuki koruma"dır; lafzı itibariyle de geçici bir himaye sağlaması beklenir. Kesin hukuki koruma ise bir uyuşmazlığın esastan çözülmesi hâlidir. Bu karşılaştırmaya göre, kesin hukuki koruma sağlayabilecek nitelikte bir ihtiyati tedbir kararının kanımızca verilmemesi gerekmektedir. Yüksek mahkemenin gerekçesinde yer verdiği "haksız ihtiyati tedbir sebebiyle tazminat" ve "tedbirin sonradan değiştirilebilmesi" imkânlarının, ilk derece mahkemelerinin benzer durumlarda yeterli ispat koşulları sağlanmadan da esası çözer nitelikte tedbir kararı verebileceği ihtimalini göz ardı etmemek gerekir; "davacının çoğu kez davayı kazandığı" gerekçesinin de davaların kazanılıp kaybedilmesinin ancak yargılamayı gerektirdiği gerçeğiyle bağdaşmadığı kanısındayız.
Yüksek mahkeme tarafından verilen uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin karar kesin niteliktedir. Yukarıda izah edildiği üzere bir kararın kesinliğinden bahsedebilmek için hem maddi hem de şekli anlamda kesin hüküm teşkil etmesi gerekir; uyuşmazlığın giderilmesi yoluna konu bölge adliye mahkemesi kararları bu kesinlik şartlarını sağlamaktadır.[46] Ancak bir kararın kesin hüküm teşkil etmesi, tek başına diğer mahkemeleri bağlamayacaktır.[47] Esasında uyuşmazlığın giderilmesi usulü bir kanun yolu usulü de değildir; bu yol, hukuk kurallarının tüm ülkede aynı şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla Yargıtay'ın içtihadı birleştirme usulüne benzemekle birlikte, o usulden oldukça farklı niteliktedir. Zira 2797 sayılı Yargıtay Kanunu m. 45'te[48] düzenlenen içtihadı birleştirme kararlarının, hukuk kurallarının tüm ülkede ve tüm bireylere aynı şekilde uygulanmasını sağlama görevinin yanı sıra açık bir bağlayıcı etkisi de bulunmaktadır.[49]
Bir kararın kesin hüküm teşkil etmesi tek başına diğer mahkemeleri bağlamayacağından, hâkimin hukuku uygularken izleyeceği yol 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 1'de düzenlenmiştir:[50] "Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır. Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hâkim, örf ve âdet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir. Hâkim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır." Hukukun uygulanması sırasında yargı kararlarından faydalanmak, yol gösterici nitelikte ve bir yardımcı kaynaktan yararlanmaktır;[51] ancak uyuşmazlığın giderilmesi kararlarının bağlayıcı olduğuna yönelik açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Zira uyuşmazlığın giderilmesi usulü ile hedeflenen, bölge adliye mahkemeleri arasında bir uyum sağlanmasıdır; bu kararların bağlayıcı olmaması nedeniyle bölge adliye mahkemelerinin aksine karar vermesi de mümkündür. Buna rağmen TMK m. 1/3 gereği hâkim, hukukun uygulanması sırasında söz konusu yargı kararlarından faydalanabilecektir.[52]
Kaynaklar ve Dipnotlar
Bölüm 1
- Resmi Gazete, 04.02.2011 Tarih ve 27836 Sayı.
- Birtakım sözleşmeler ya Borçlar Kanunu'nun Özel Borç İlişkileri Bölümünde ya da özel bir kanun tarafından düzenlenmiştir. Bunlara isimli sözleşmeler denir. Oktay, Saibe: İsimsiz Sözleşmelerin Geçerliliği, Yorumu ve Boşluklarının Tamamlanması, Journal of Istanbul University Law Faculty 55, sy. 1-2 (Temmuz 2011): 263.
- Asli edim yükümlülükleri, bir borç ilişkisine tipiklik özelliğini ve karakterini veren yükümlülüklerdir. Özkale, Irmak: 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Uyarınca Konut ve Çatılı İşyeri Kiralarında Kira Bedelinin Belirlenmesi ve Uyarlanması, İstanbul 2023, s.12.
- Kira bedeli miktarı belirlenmeyip belirli kriterlere göre objektif olarak belirlenebilir şekilde açıkta bırakılmış olması hâlinde de kira sözleşmesi geçerli sayılır. Özkale, s.25; Çağlayan, Ayşem Cemre: Konut ve Çatılı İşyeri Kira Sözleşmelerinin Değişen Şartlara Uyarlanması, İstanbul 2022, s.11.
- Aşırı ifa güçlüğü, borçlunun ediminin ifasının kendisinden beklenemeyecek kadar ağırlaşmış olması durumudur. Elibol, Dilvin Merve: Konut ve Çatılı İşyeri Kira Sözleşmelerinin Uyarlanması, Antalya 2022, s.30.
- Ahde vefa (pacta sund servanda) ilkesine göre taraflar serbest iradeleriyle yapmış oldukları sözleşmeye bağlı kalmalıdır. Elibol, s.11.
- İrade serbestisi kavramı, kişinin hukuki ilişkilerini hukuk düzeninin getirdiği sınırlar içerisinde serbestçe kurma hakkını ve sözleşme özgürlüğü ilkesini içermektedir. Özkale, s.55.
Bölüm 2
- Özkale, s.172.
- Özkale, s.176.
- Çağlayan, s.77.
- Çindirli, İlayda Gül: Çatılı İşyeri Kiralarında Uyarlama, Adana 2022, s.114-115.
- Çindirli, s.154.
- Resmî Gazete, 04.02.2011 Tarih, 27836 Sayı.
- Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/Hanağası, Emel: Medenî Usul Hukuku, 4. Baskı, Yetkin Yayınevi, Ankara 2018, s.566-580.
Bölüm 3
- Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s.567.
- Resmî Gazete, 19.06.1932 Tarih ve 2128 Sayı.
- Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/Hanağası, Emel: İcra ve İflas Hukuku, 5. Baskı, Yetkin Yayınevi, Ankara 2019, s.425-437.
- Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, Medenî Usul Hukuku, s.567.
- Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s.570.
- Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s.571.
- Konuralp, Cengiz Serhat: 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na Göre İhtiyati Tedbirler, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, sayı 71, 2013, s.249.
- Yargıtay 11. HD. 30.05.1989, E.1988/2889, K.1989/2929. Erişim Tarihi 08.12.2023.
- Yargıtay 7. CD. 24.01.1995, E.1994/13098, K.1995/7109. Erişim Tarihi 08.12.2023.
- HMK m. 394/2: İhtiyati tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından itibaren; hazır bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edilebilir.
- Bknz. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2021/3452, K. 2021/6001, T. 04.06.2021 (lexpera.com.tr).
Bölüm 4
- Resmi Gazete, 29.09.2004 Tarih, 25606 Sayı.
- 5235 sayılı Kanun m. 35/1-3.
- Pekcanıtez, Hakan: Yargıtay Yönünden Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Değerlendirilmesi, TBB Dergisi, 2019, s.383-419.
- 5235 sayılı Kanun m. 35/3: (3) numaralı bende göre yapılacak istemler, ceza davalarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, hukuk davalarında ise ilgili hukuk dairesine iletilir. Uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin olarak dairece bu fıkra uyarınca verilen kararlar kesindir.
Bölüm 5
- Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s.470.
- Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s.470-471.
- Güneysu, Nilüfer Boran: Medeni Usul Hukukunda Karar, Eskişehir 2010, s.123.
- Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s.470-471.
- Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s.470-471; ayrıca bkz. Güneysu, s.88.
- Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s.472.
- Güneysu, s.91.
- Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s.471.
- Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s.471; ayrıca bkz. Güneysu, s.93.
- Güneysu, s.93.
- Güneysu, s.211.
- Güneysu, s.211.
Bölüm 6
- Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, T. 14.12.2020, E. 2020/1596, K. 2020/1499. Erişim Tarihi 11.12.2023.
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi, E. 2020/2164, K. 2021/50 (kazanci.com). Erişim Tarihi 11.12.2023.
- Türkiye Büyük Millet Meclisi.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, T. 04.06.2021, E. 2021/3452, K. 2021/6001. Erişim Tarihi 11.12.2023.
- Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s.567.
- Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s.581.
- Resmî Gazete, 04.02.1983 Tarih, 17953 Sayı.
- İçtihadı birleştirme kararları, benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar.
- Resmî Gazete, 22.11.2001 Tarih ve 24607 Sayı.
- Pekcanıtez, Yargıtay Yönünden Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Değerlendirilmesi, s.397.
- Pekcanıtez, Yargıtay Yönünden Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Değerlendirilmesi, s.398.
Genel Kaynakça
- Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/Hanağası, Emel. Medenî Usul Hukuku. 4. Baskı. Ankara: Yetkin Yayınevi, 2018.
- Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/Hanağası, Emel. İcra ve İflas Hukuku. 5. Baskı. Ankara: Yetkin Yayınevi, 2019.
- Çağlayan, Ayşem Cemre. Konut ve Çatılı İşyeri Kira Sözleşmelerinin Değişen Şartlara Uyarlanması. İstanbul, 2022.
- Çindirli, İlayda Gül. Çatılı İşyeri Kiralarında Uyarlama. Adana, 2022.
- Elibol, Dilvin Merve. Konut ve Çatılı İşyeri Kira Sözleşmelerinin Uyarlanması. Antalya, 2022.
- Güneysu, Nilüfer Boran. Medeni Usul Hukukunda Karar. Eskişehir, 2010.
- Konuralp, Cengiz Serhat. "6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na Göre İhtiyati Tedbirler." İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, sayı 71 (2013).
- Oktay, Saibe. "İsimsiz Sözleşmelerin Geçerliliği, Yorumu ve Boşluklarının Tamamlanması." Journal of Istanbul University Law Faculty 55, sy. 1-2 (Temmuz 2011).
- Özkale, Irmak. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu Uyarınca Konut ve Çatılı İşyeri Kiralarında Kira Bedelinin Belirlenmesi ve Uyarlanması. İstanbul, 2023.
- Pekcanıtez, Hakan. "Yargıtay Yönünden Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Değerlendirilmesi." TBB Dergisi (2019): 383-419.