Fikri Mülkiyet Hukuku Dizisi · 8 Bölüm

Patent Lisans Sözleşmesinde Sözleşmenin Devri

İlgili çalışma alanı: Fikri Mülkiyet Hukuku — patent lisans sözleşmeleri ve bu sözleşmelerin devri, sınai mülkiyet hukuku kapsamında değerlendirilir.
İlgili makaleler: Kamu İhale Sözleşmelerinin Sona Ermesi · Temsil ve Yetkisiz Temsil

Bölüm 1

Fikri Mülkiyet Hakları: Genel Kavram, Fikri Haklar ve Sınai Haklar

Genel Olarak Fikri Mülkiyet Hakları

Fikri mülkiyet terimi, genel anlamda fikri hakları ve sınai hakları bir arada kapsayan bir üst kavramdır. Bu kapsamda eserler, patentler, faydalı modeller, tasarımlar, coğrafi işaretler, markalar, entegre devre topografyaları ile ticaret unvanı, işletme adı, alan adı ve ticari sırlar fikri mülkiyet hakları arasında sayılabilir.[1] Fikri hak veya sınai hak olup olmadığına bakılmaksızın, bu hakların tamamı insan zihninin bir ürünüdür; doğumları için öncelikle bir zihin faaliyetinin gerçekleşmiş olması gerekir. Belirtmek gerekir ki fikri mülkiyet terimi, marka gibi esasen bir fikir ürünü olmak zorunda bulunmayan sınai hakları da kapsayacak şekilde kullanılmaktadır.

Fikri Haklar

Dar anlamda fikri hak, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda (FSEK) yer alan ilmi, edebi, musiki, güzel sanatlar ve sinema eserleri gibi fikir ürünleri üzerindeki hakları ifade eder. Bu haklar geniş anlamda fikri hak sayılan marka, patent, tasarım, coğrafi işaret gibi sınai haklardan birtakım noktalarda ayrışır: fikri hakların korunması için tescile ve sicile gerek yoktur, koruma eserin meydana getirilmesiyle kendiliğinden başlar; sınai haklarda ise hak sahipliği sicille doğrudan bağlantılıdır. Ayrıca eser üzerindeki manevi hakların varlığı, istisnalar saklı kalmak kaydıyla sınai haklarda kural olarak yer almaz.

Sınai Haklar ve Ticari Sır

Sınai haklar; marka, patent, faydalı model, tasarım, entegre devre topografyaları ve ıslahçı hakları olarak sıralanabilir. Sınai hak, maddesel olmayan mallar üzerinde kurulan ve sahibine tekelci kullanma yetkisi veren mutlak hak olarak tanımlanmaktadır; diğer fikri mülkiyet hakları gibi gayri maddi mal niteliğindedir ve bu niteliği gereği eşya hukukunun konusunu oluşturan maddi maldan farklıdır.[2] Sınai hakların mülkiyet hakkı kapsamında olup olmadığı öğretide tartışılmış olmakla birlikte, Anayasa Mahkemesi 2015 tarihli bir kararında fikri ve sınai mülkiyet haklarının Anayasa m.35'te düzenlenen mülkiyet hakkı kapsamında bulunduğunu kabul etmiştir. Sınai haklar ayrıca hak sahibine, üçüncü kişilerin bu haklardan yararlanmasını engelleme yetkisi de tanır; 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) m.141 uyarınca patent hakkı sahibi, tecavüz hallerinin gerçekleşmesi durumunda tecavüzün durdurulması için dava açabilir.

Sınai haklara ilişkin açıklamalara geçmeden önce ticari sırdan da bahsetmek gerekir. Ticari sır, diğer sınai haklardan farklı olarak tescile tabi değildir ve iç hukukumuzda tanımına yer verilmemiştir. Bir bilginin ticari sır sayılabilmesi için 1994 tarihli Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması'nın (TRIPS) 39. maddesi yol göstericidir: söz konusu bilginin ilgili çevrelerce bilinmemesi veya kolayca elde edilememesi, gizli olması nedeniyle ticari bir değer taşıması ve gizliliğinin korunması için makul önlemlerin alınmış olması aranır.[3] SMK kapsamında ticari sırların korunmasına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından, korumanın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) haksız rekabete ilişkin hükümleri çerçevesinde sağlanması mümkündür.

Bölüm 2

Buluş Kavramı ve Patente Konu Olabilecek Buluşlar

Patent hakkının ve patentin daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle buluş kavramının ele alınması gerekir; zira patent, belirli nitelikleri haiz buluşlara verilen bir belgedir. Buluş, patent hukukunun temelini oluşturmasına ve pek çok ulusal mevzuatta ve uluslararası anlaşmada temel bir kavram olarak yer almasına rağmen, gelişen teknoloji karşısında korumanın sınırlandırılmasını önlemek amacıyla bilinçli olarak tanımlanmamıştır. Patentlenebilir bir buluştan söz edebilmek için, buluşun teknik bir soruna çözüm getirmesi, yenilik unsuru barındırması ve sanayiye uygulanabilir olması şarttır.[4]

Buluş Niteliğini Haiz Olmayanlar

SMK m.82/2 hükmünde, buluş niteliğinde sayılmayanlar tahdidi biçimde düzenlenmiştir. Bunlar arasında öncelikle keşifler yer alır; keşif, doğada zaten var olan bir şeyin tanınması, farkına varılması anlamına gelir ve teknik bir soruna çözüm getirmediğinden buluştan ayrılır.[5] Bilimsel teoriler ve matematiksel yöntemler de teknik nitelikten yoksun ve soyut fikirler olarak kaldıkları için buluş sayılmaz. Zihni faaliyetler, iş faaliyetleri veya oyunlara ilişkin plan, kural ve yöntemler ile estetik niteliği bulunan mahsuller, edebiyat ve sanat eserleri, bilim eserleri ve bilginin sunumu da aynı şekilde buluş niteliğinde kabul edilmez; bu son grup, şartların varlığı halinde tasarım korumasından veya FSEK kapsamında eser korumasından yararlanabilir.

Patentlenemeyen Buluşlar ile Ürün Buluşu – Usul Buluşu Ayrımı

Buluş niteliğini haiz olmakla birlikte SMK m.82/3 kapsamında yer alan buluşlar da patent korumasından faydalanamaz. Bunlar arasında kamu düzenine veya genel ahlaka aykırı buluşlar, belirli biyolojik işlemler ve ürünleri, insan veya hayvana uygulanacak teşhis ve tedavi yöntemleri ile insan bedenine ve genetik kimliğe ilişkin birtakım işlemler sayılabilir. Kamu düzeni ve genel ahlak kavramlarına ilişkin kanunda bir tanım bulunmadığından, bu kavramların içeriği toplumun temel yapısı ve dönemin kültürel değerleri gözetilerek belirlenir.

SMK m.85/2 hükmünden hareketle buluşu ürün buluşu ve usul buluşu olarak ikiye ayırmak da mümkündür.[6] Ürün buluşlarında korumanın konusu doğrudan doğruya ortaya çıkan ürün iken, usul buluşlarında koruma talep edilen usul işlemleri sonucu bir ürün ortaya çıksa dahi buluşun ve patentin konusu bu ürün olamaz; ancak usul ile elde edilen ürünün başkaca tanımlanamaz nitelikte olması halinde bu ürün de patent korumasından yararlanabilir. Ürün buluşlarında korumanın kapsamı, usul buluşlarına kıyasla daha geniştir.

Bölüm 3

Buluş Üzerindeki Hakkın Niteliği ve Patent İsteme Hakkı

Buluş Üzerindeki Hakkın Niteliği

Buluş üzerindeki hak, buluş sahibine ait bir hak olarak herhangi bir tescile veya başka bir işleme gerek kalmaksızın buluşun tamamlanmasıyla kendiliğinden (ipso iure) ortaya çıkar.[7] Bu hakkın malvarlığına ilişkin bir boyutu ve şahıs varlığına ilişkin bir boyutu bulunur: buluş ekonomik bir değer içerir ve patent isteme hakkını kapsarken, buluşu yapan kişinin SMK m.90/6 uyarınca buluşu yapan olarak tanınmasını ve adının belirtilmesini isteme hakkı da manevi nitelikte bir şahsa bağlı hakkın varlığını ortaya koyar. Buluş üzerindeki hakkın mutlak nitelikte olduğu, herkese karşı ileri sürülebilir olması ve herkesin bu hakka uymak zorunda olması gerekçesiyle kabul edilmelidir. Buluş faaliyeti bir hukuki fiil olduğundan, buluş sahibinin yalnızca kişiliğinin bulunması yeterlidir; küçükler, kısıtlılar veya tam ehliyetsizler dahi buluş sahibi olabilir. Buluş sahibi bu hakkı aslen kazanır; hakkını üçüncü bir kişiye devrettiğinde ise devralanın kazanımı ancak devren iktisap niteliğindedir.

Patent İsteme Hakkı ve Buluş Sahipliği

Buluş sahibinin veya patent isteme hakkı sahibinin buluş üzerinde bir patent isteme hakkı bulunur; bu hak, patente yönelik hak olarak adlandırılır ve Türk hukukunda Türk Patent Kurumu nezdinde kullanılabilir. Gerçek buluş sahipliği ilkesi, patent başvurusunda bulunan kişinin buluş sahibi olduğu yönünde aksi ispatlanabilir bir karine oluşturur. Bununla birlikte SMK m.109/4 hükmü, birbirinden bağımsız buluşçuların aynı buluşu meydana getirmesi halinde ilk patent başvurusunu yapanın patent isteme hakkına sahip olacağını düzenleyerek "ilk patente başvuran ilkesi"ni benimsemiştir.[8] Birden fazla kişinin birbirinden bağımsız olarak aynı buluşu meydana getirmesi "çifte buluş", bir araya gelerek birlikte meydana getirmesi ise "ortak buluş" olarak adlandırılır; çalışan buluşlarında ise buluş sahibi çalışan olsa dahi, işverenin ücret ödemesi, masrafları ve riski üstlenmesi gibi gerekçelerle patent isteme hakkı kural olarak işverene aittir.

Patentin Tanımı, Konusu ve Patent Hakkının Doğumu

Patent kavramı, Latince kökeniyle "açık mektup, berat" anlamına gelir ve günümüzde hem buluş üzerindeki tekelci kullanma yetkisi sağlayan mutlak hakkı, hem de bu hakkı ispatlayan resmî belgeyi ifade etmek için kullanılır. Patentin konusunu buluş oluşturur. Patente yönelik hak, buluşa patent verildikten sonra sona erer; bu aşamadan itibaren patent sahibinin sahip olduğu inhisari yetkiler "patentten doğan hak" olarak incelenir ve patent sahibi bu hakka dayanarak patentinden yararlanabilir, üçüncü kişilere karşı patentini koruyabilir. Patentten doğan hakkın ne zaman doğduğu tartışmalıdır: bir görüşe göre hak tescille meydana gelir; diğer bir görüşe göre ise hak buluşun ortaya çıktığı anda değil, ancak tescil ile üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir hale gelmekte, tescilin işlem ve tasarruflar bakımından yalnızca bildirici bir etkisi bulunmaktadır.[9]

Bölüm 4

Patentlenebilirlik Kriterleri

Patentin konusunu oluşturan buluşun varlığı, patent verilmesi için gerekli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir; SMK m.82/1 uyarınca bir buluşun patent korumasından yararlanabilmesi için yeni olması, buluş basamağı içermesi ve sanayiye uygulanabilir olması gerekir. Bu unsurların kümülatif olarak var olması aranır; bunlardan birinin dahi eksik olması halinde patent verilebilecek bir buluştan söz edilemez.

Yenilik

Türk Dil Kurumu'na göre yenilik, "o güne kadar bilinmeyen, tanınmayan, söylenmemiş veya düşünülmemiş olan"dır.[10] Patent hukukunda yenilik, esasen buluşun tekniğin bilinen durumuna dahil olmaması anlamına gelir; tekniğin bilinen durumu ise başvuru tarihinden önce dünyanın herhangi bir yerinde kamuya erişilebilir hale gelmiş her türlü bilgiyi kapsar. Mutlak yenilik ölçütü uyarınca buluşun dünyanın hiçbir yerinde açıklanmamış olması aranır ve bu inceleme SMK m.83/4 uyarınca ilgili alandaki uzman kişi tarafından yapılır. Yenilik değerlendirmesi başvuru tarihine veya varsa rüçhan tarihine göre yapılır; SMK m.84'te düzenlenen "hoşgörü süresi" (grace period) kapsamında, başvurudan önceki on iki ay içinde buluşu yapan tarafından veya ondan bilgi alan üçüncü kişi tarafından yapılan açıklamalar yeniliğe zarar vermez.

Buluş Basamağı

Yenilik kriterinde belirleyici ölçüt tekniğin bilinen durumu iken, buluş basamağında belirleyici ölçüt bu durumun aşılmış olmasıdır. Tekniğin bilinen durumunun aşılıp aşılmadığı, ilgili teknik alandaki uzman kişi tarafından üç aşamalı bir inceleme ile değerlendirilir: önceki tekniğin kapsamının belirlenmesi, önceki teknikle yeni buluş arasındaki farkların tespiti ve tekniğin sıradan bir uygulayıcısının ulaşabileceği seviyenin belirlenmesi.[11] Bu değerlendirme hukuki değil teknik bir meseledir.

Sanayiye Uygulanabilir Olma ve Patentlenemeyecek Buluş ve Konulara Dahil Olmama

SMK m.83/6 uyarınca, tarım dahil sanayinin herhangi bir dalında üretilebilir veya kullanılabilir nitelikteki buluşlar sanayiye uygulanabilir kabul edilir.[12] Bu kriter ürün buluşları için kolayca değerlendirilebilirken, usul buluşları bakımından ilgili usulün uzmanlarca uygulanabilir olması aranır; uygulanamayan veya tekrar edilemeyen teorik buluşlar bu kriteri sağlamaz. Son olarak, SMK'da korunmasında kamu yararı bakımından sakınca görülen konu ve buluşlar patent koruması dışında tutulmuştur; bu kriterlerden herhangi birini taşımayan buluşlar patente bağlanamasa da, genel hükümler çerçevesinde -örneğin ticari sır kapsamında- korunabilir.[13]

Bölüm 5

Lisans Kavramı ve Lisans Türleri

Lisans Kavramı

Sınai mülkiyet haklarına ilişkin ortak bir kavram olan lisans, "yetkili kılmak, izin vermek" anlamına gelir.[14] Lisans sözleşmesiyle, sözleşmeye konu edilen fikri mülkiyet hakkından yararlanma yetkisi üçüncü kişilere tanınır. Lisansın daima bir sözleşmeye konu olması gerekmez; tek taraflı bir hukuki işlemle, örneğin bir vasiyetname ile veya bir şirkete sermaye olarak konulması yoluyla da lisans verilmesi mümkündür.

İnhisari Lisans – Basit Lisans

Lisans alana tanınan yetkinin türüne göre basit lisans ile inhisari lisans ayrımı yapılır. Basit lisansta, lisans veren patent üzerindeki kullanım hakkını lisans alan dışında başkalarına da lisans yoluyla bırakabilir ve kendisi de kullanmaya devam edebilir.[15] SMK m.125/2 uyarınca, aksine bir düzenleme bulunmadıkça lisansın basit lisans olduğu kabul edilir. İnhisari lisansta ise patenti kullanma hakkı münhasıran lisans alana verilir; bu durumda lisans veren kendi kullanım hakkını sözleşmede açıkça saklı tutmadığı sürece patenti kendisi de kullanamaz.[16]

İhtiyari Lisans – Zorunlu Lisans ile Alt Lisans – Karşılıklı Lisans

İhtiyari lisans, tarafların özgür iradeleriyle bir patent hakkının kullanımını konu edinen sözleşmeyi akdetmeleridir ve sözleşme serbestisinin bir görünümüdür; zorunlu lisans ise SMK m.129 vd. hükümlerinde düzenlenmiş istisnai bir lisans türüdür. Alt lisans, lisans alanın sözleşmeden kaynaklanan kullanım hakkını bir başkasına lisans yoluyla devretmesidir ve SMK m.125/3 uyarınca ancak esas lisans sözleşmesinde açıkça izin verilmişse mümkündür; alt lisans sözleşmesinin kaderi esas sözleşmeye bağlıdır. Karşılıklı lisansta ise her iki taraf aynı anda hem lisans veren hem de lisans alan konumundadır; bu tür lisans genellikle bir patentin, önceki bir patentin sağladığı haklara tecavüz edilmeksizin kullanılamadığı bağımlı patent durumlarında ortaya çıkar.[17]

Patent Lisans Türleri Karşılaştırması — inhisari lisans ile basit lisans, ihtiyari lisans ile zorunlu lisans, alt lisans ile karşılıklı lisans ayrımlarının SMK hükümleri çerçevesinde karşılaştırılması
Patent lisans türlerinin SMK hükümleri çerçevesinde karşılaştırılması: basit/inhisari, ihtiyari/zorunlu ve alt/karşılıklı lisans ayrımları
Bölüm 6

Patent Lisans Sözleşmesi: Genel Özellikler, Şekli ve Tarafların Yükümlülükleri

Sözleşmenin Genel Özellikleri ve Hukuki Niteliği

Patent lisans sözleşmeleri kural olarak tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdendir; taraflardan biri kullanım yetkisini diğerine verirken, karşı taraf bunun karşılığında bir bedel ödemekle yükümlü olur.[18] Sözleşme, süreye bağlı olsun ya da olmasın sürekli edimli bir borç ilişkisi yaratır ve bu nitelik özellikle fesih halinde önem kazanır. Patent lisans sözleşmesi TBK'da düzenlenmiş isimli bir sözleşme türü olmadığı gibi SMK'da da tüm esaslı unsurlarıyla düzenlenmemiştir; bu nedenle patent hakkı, kullanım hakkının devri ve kullanmaya katlanma gibi SMK'da yer alan unsurlarla bedele ilişkin TBK kökenli unsurun bir araya gelmesinden oluşan isimsiz karma bir sözleşme olarak nitelendirilmesi isabetlidir.[19] Sözleşmeden doğan hakkın niteliğine ilişkin öğretide farklı görüşler bulunmakla birlikte, SMK m.125/4 hükmünün lisans alana lisans konusu buluşun kullanılmasına ilişkin her türlü tasarrufta bulunma yetkisi tanıması, sözleşmenin bir tasarruf işlemi olarak kabul edilmesini haklı kılmaktadır.

Sözleşmenin Şekli

TBK m.12 uyarınca kanunda aksi öngörülmedikçe sözleşmeler şekil serbestisine tabidir. Ancak SMK m.148/4 hükmü, lisans sözleşmelerinin yazılı şekilde yapılmasını bir geçerlilik şartı olarak öngörmüştür; bu şekle uyulmaması sözleşmeyi kesin hükümsüz kılar.[20] Kanunda resmi şeklin gerekliliği düzenlenmediğinden, aranan şekil adi yazılı şekildir ve bu, tarafları arasında hüküm doğurması için yeterlidir.

Tarafların Yükümlülükleri

Lisans veren, en azından patent başvurusunda bulunmuş olmalı ve SMK m.125/1 uyarınca lisans alanın patent veya patent başvurusundan yararlanmasını sağlama borcu altına girer; SMK m.126'da düzenlenen bilgi verme yükümlülüğü de bu kapsamdadır. Bu yararlandırma borcunun devamlılığı sağlanmalı, gerektiğinde patent hakkı üçüncü kişilerin tecavüzüne karşı savunulmalıdır; lisans verenin hareketsiz kalması halinde SMK m.158 uyarınca lisans alan da koruyucu önlemlere başvurabilir. Lisans veren ayrıca sözleşmeye konu patentin geçerliliğini garanti etmiş sayılır. Lisans alanın asli yükümlülüğü ise bedel ödeme borcudur; buna ek olarak lisans alan, patenti sözleşmeye uygun şekilde kullanmak ve lisans bedelinin nispi olarak belirlendiği durumlarda hesap verme yükümlülüğünü yerine getirmekle yükümlüdür.

Sözleşmenin Sona Ermesi

Patent lisans sözleşmesi, süreli düzenlenmişse sürenin sona ermesiyle, süresiz düzenlenmişse patentin koruma süresinin dolmasıyla sona erer.[21] Patent hakkının SMK m.139-140 kapsamında hükümsüzlük, ücret ödenmemesi, haktan vazgeçme veya koruma süresinin dolması nedenleriyle sona ermesi de sözleşmeyi sona erdirir. Sözleşmede kararlaştırılan bozucu şartların gerçekleşmesi veya fesih sebeplerinin ortaya çıkması sözleşmeden kaynaklanan sona erme hallerini oluşturur. Olağan fesihte, isimsiz karma sözleşme niteliği dolayısıyla kira sözleşmesine ilişkin TBK m.328 vd. hükümleri uygun düştüğü ölçüde uygulanabilir ve taraflardan her biri altı ay önceden bildirmek koşuluyla sözleşmeyi feshedebilir; olağanüstü fesih ise haklı bir sebebin varlığını gerektirir. Kural olarak lisans verenin ölümü sözleşmeyi sona erdirmezken, kişiye bağlı lisans sözleşmelerinde lisans alanın ölümü sözleşmenin sona ermesine yol açar; taraflardan birinin ehliyet kaybı halinde ise karşı tarafa olağanüstü fesih hakkı tanınması kabul edilmektedir.

Zorunlu Lisans

Mecburi lisans olarak da adlandırılan zorunlu lisans kurumu, İngiliz Kraliyet imtiyazlarına dayanmakta ve ilk kez 1883 tarihli Paris Sözleşmesi'nde düzenlenmiş, Türk hukukuna ise 1995 yılında mülga 551 sayılı KHK ile girmiştir.[22] Zorunlu lisans, belirli şartların varlığı halinde üçüncü kişilere patent hakkı sahibinin rızası aranmaksızın lisans verilmesini sağlayan bir kurumdur ve mülkiyet hakkına getirilen bir kısıtlama ile sözleşme serbestisine bir istisna niteliği taşır. Zorunlu lisans talep edilebilmesi için tescilli bir patentin varlığı, lisans talep edenin patent hakkı sahibine önceden teklifte bulunmuş olması ve bu teklifin makul sürede yanıtlanmamış veya reddedilmiş olması gerekir. SMK m.129 kapsamında zorunlu lisans; buluşun kullanılmaması, patent konularının bağımlılığı, kamu yararı, başka ülkelerdeki kamu sağlığı sorunları nedeniyle eczacılık ürünleri ihracatı, ıslahçının patente tecavüz etmeden bitki geliştirememesi ve patent sahibinin rekabeti engelleyici faaliyetlerde bulunması hallerinde talep edilebilir.

Bölüm 7

TBK Hükümlerine Göre Sözleşmenin Devri: Hukuki Nitelik ve Türleri

Sözleşmenin Devri Kavramı

Sözleşmenin devri müessesesi, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu döneminde somut bir düzenlemeye sahip değilken, uygulamadaki ihtiyaç sebebiyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) ile pozitif bir düzenlemeye kavuşmuştur.[23] TBK m.205 uyarınca, sözleşmede kalan tarafın rızasıyla sözleşmenin devri mümkündür. Öğretide yer alan tanımlara göre sözleşmenin devrinde, devralan sözleşmedeki tüm hak ve borçları kapsayacak şekilde sözleşmeye girerken devreden taraf sıfatını kaybetmekte ve bu sıfatı üçüncü bir kişiye bırakmaktadır.

Hukuki Niteliği

Sözleşmenin devri, üç taraflı ve kendine özgü (sui generis) bir sözleşmedir; devralan ile devreden arasında yapılan ve sözleşmede kalan tarafın önceden verilmiş rızası veya sonradan verilecek onayı ile tamamlanan bir anlaşmadır.[24] Devrin niteliğinde hem bir taahhüt işlemi hem bir tasarruf işlemi bulunur: devredenin işlemi malvarlığının aktifini azalttığından bir tasarruf işlemi, devralanın işlemi ise devredenin borçlarını üstlenmeyi taahhüt ettiğinden bir borçlandırıcı işlemdir; sözleşmede kalanın işleminin niteliği ise öğretide tartışmalıdır. Sözleşmenin devrinin bir diğer özelliği halefiyet sonucu doğurmasıdır; taraflardan birinin yerine geçen üçüncü kişi, onun hak ve borçlarına halef olur. Halefiyet kanuni veya akdi olabilir; sözleşmenin devri akdi halefiyetin bir görünümüdür.[25]

Türleri

Sözleşmenin devri; iradi devir, kanuni devir ve mahkeme kararıyla devir olmak üzere üç türe ayrılır.[26] Kanuni devirde, kanunda öngörülen olguların gerçekleşmesi devrin gerçekleşmesi için yeterlidir ve tarafların rızası aranmaz; örneğin TBK m.310 uyarınca kiralananın el değiştirmesi halinde yeni malik kendiliğinden kira sözleşmesinin tarafı olur. Mahkeme kararıyla devirde de tarafların rızasına gerek yoktur. TBK m.205'te düzenlenen iradi devir ise sözleşme özgürlüğü çerçevesinde devreden, devralan ve sözleşmede kalan arasında serbestçe kurulan bir anlaşmadır. Patent lisans sözleşmesi, kendine özgü isimsiz bir sözleşme olarak TBK'nın genel hükümleri çerçevesinde iradi devre konu olabilecek niteliktedir.

Sözleşmenin Devri Türleri — TBK md.205 kapsamında iradi devir, kanuni devir ve mahkeme kararıyla devir türlerinin tarafların rızası ve hukuki dayanak bakımından karşılaştırılması
TBK m.205 çerçevesinde sözleşmenin devri türleri: iradi devir, kanuni devir ve mahkeme kararıyla devir
Bölüm 8

Sözleşmenin Devrinin Geçerlilik Şartları, Sonuçları ve Patent Lisans Sözleşmesinde Özellik Arz Eden Durumlar

Geçerlilik Şartları

Sözleşmenin devrinin geçerli olabilmesi için öncelikle kaynağı sözleşme olan, geçerli ve devredilebilir nitelikte bir borç ilişkisinin varlığı gerekir.[27] Temel sözleşmenin geçerli olması, tarafların fiil ehliyetine sahip bulunması ve kanunda aranan şekil şartlarının -patent lisans sözleşmesinde yazılı şekil- yerine getirilmiş olması aranır. Şahsa sıkı sıkıya bağlı borç ilişkileri kural olarak devredilemez; patent lisans sözleşmesinde kişiye bağlı lisans halleri bu istisnaya örnek gösterilebilir. SMK m.125/3 uyarınca lisans alanın sözleşmeyi devredebilmesi de ancak sözleşmede açıkça izin verilmişse mümkündür. Devir sözleşmesi TBK m.205/3 uyarınca temel sözleşmenin şekline tabidir ve TBK m.205/1 gereği devralana geçen hak ve borçların bütününü kapsamalıdır; bu kapsamda devreden, devralan ve sözleşmede kalan olmak üzere üç tarafın da devre uygun irade beyanı aranır.[28]

Sonuçları

Sözleşmenin devrinin başlıca sonucu taraf değişikliğidir: devirle birlikte devreden, sözleşmeden doğan hak ve borçlarını devralana devretmekte, devralan ise bu yeni sıfatla hak ve borçların sahibi olmaktadır.[29] Devirden önce doğan alacak ve borçlar devredenin sorumluluğunda kalırken, devir anından sonrakiler devralana aittir. Alacak hakları, yenilik doğuran haklar (iptal, fesih, dönme gibi) ile defi ve itirazlar da devir sözleşmesi ile devralana geçer; buna ek olarak kefalet ve rehin gibi fer'i nitelikteki haklar da aynı akıbete tabidir.[30]

Patent Lisans Sözleşmesinde Özellik Arz Eden Durumlar ve Değerlendirme

Patent lisans sözleşmesinin devri, lisans alan ve lisans veren bakımından farklı sonuçlar doğurur. Lisans alanın sözleşmeyi devretmesi halinde, bedel ödeme borcu dahil tüm hak ve borçlar devralana geçer ve devralan da tıpkı lisans alan gibi sözleşmeye uygun kullanma yükümlülüğü altına girer. Lisans verenin sözleşmeyi devri ise özellik arz eder: kullandırma yetkisi ancak patent veya patent başvurusu üzerindeki hak sahibi tarafından ifa edilebilecek şahsa bağlı bir borç niteliği taşıdığından, lisans verenin sözleşmeyi doğrudan devretmesi mümkün değildir. Ancak patent hakkının kendisinin devredilmesi halinde durum değişir; hakkını saklı tutmadığı sürece patent hakkını devreden kişinin yerini devralan alır ve kullandırma yetkisi de ona geçer. Bu durumda TBK m.310'daki kira sözleşmesine ilişkin düzenlemenin aksine, lisans sözleşmesinin patent hakkının devriyle kendiliğinden devredileceğine dair bir hüküm bulunmadığından, sözleşmede kalan lisans alanın rızasına dayalı bir TBK m.205 devir sözleşmesine ihtiyaç duyulur; bu rızanın bulunmaması halinde sözleşmenin ifa imkânsızlığı nedeniyle sona ermesi gerektiği kabul edilmelidir.

Sonuç olarak, patent hakkının ticari hayatta değerlendirilmesinde büyük rol oynayan patent lisans sözleşmelerinin taraflarının zaman zaman değişmesi hayatın olağan akışı içinde ihtiyaç duyulan bir olgudur. TBK m.205'te düzenlenen sözleşmenin iradi devri müessesesinin patent lisans sözleşmesine uygulanması, lisans alan açısından olumlu ve uygulanabilir bir nitelik taşımaktadır; lisans veren açısından ise ancak patent hakkının devri yoluyla ve daha teferruatlı bir süreçle mümkün olan, pratikte istisnai kalan bir durumdur. Bu çerçevede sözleşmenin iradi devri, taraflara sözleşme süresinden uzun sürebilen müzakere süreçlerini yeniden yürütmek zorunda kalmaksızın, patent lisans ilişkisinin ekonomik değerini koruyarak taraf değişikliğine imkân tanıyan bir hukuki araç olarak değerlendirilebilir.

Kaynaklar ve Dipnotlar

Bölüm 1
  1. Velidedeoğlu, Hıfzı Veldet; Türk Medeni Hukuku Umumi Esaslar, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, İstanbul, 1959, s.236; Hirsch, Ernst; Fikri ve Sınai Haklar, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1948, s.6; Ayiter, Nuşin; İhtira Hukuku, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1968, s.1; Öztrak, İlhan; Fikir ve Sanat Eserleri Üzerindeki Haklar, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara, 1977, s.5.
  2. Sirmen, A. Lale; Eşya Hukuku, 6. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara, 2018, s.4; Akipek, Jale G.; Türk Eşya Hukuku (Ayni Haklar), Zilyetlik ve Tapu Sicili, 2. Bası, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara, 1972, s.2.
  3. Öztürk, Özgür; Türk Hukukunda Patentlenebilirlik Şartları, Arıkan Basım, İstanbul, 2008, s.53-54.
Bölüm 2
  1. Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, s.490; Şehirali, Feyzan Hayal; Patent Hakkının Korunması, Turhan Kitabevi, Ankara, 1998, s.7; Yusufoğlu, Fülürya; Patent Verilebilirlik Şartları, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2014, s.22.
  2. Ayiter, İhtira Hukuku, s.50; Çolak, Uğur; Türk Patent Hukuku, Adalet Yayınevi, Ankara, 2022, s.146.
  3. Karahan, Sami / Suluk, Cahit / Saraç, Tahir / Nal, Temel; Fikri Mülkiyet Hukukunun Esasları, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2007, s.162; Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, s.542; Yusufoğlu, Patent Verilebilirlik Şartları, s.39.
Bölüm 3
  1. Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, s.568; Şehirali, Patent Hakkının Korunması, s.54; Saraç, Tahir; "551 Sayılı KHK'nin 11. Maddesine Göre Patent İsteme Hakkı ve Hakkın Sahibi", Prof. Dr. Hayri Domaniç'e 80. Yaş Günü Armağanı, Beta Yayınları, İstanbul, 2001, s.520.
  2. Tekinalp, Ünal; "Yeni Patent Hukukunda 'Buluş Sahibi İlkesi' ve Gasp Davalarına İlişkin Bazı Sorunları", İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C.55, S.4, 1997, s.4, 131.
  3. Hirsch, Fikri ve Sınai Haklar, s.154.
Bölüm 4
  1. www.tdk.gov.tr (Erişim Tarihi: 18.07.2024).
  2. Noyan, Erdal; Patent Hukuku, 3. Baskı, Adalet Yayınları, Ankara, 2015, s.230.
  3. Ayhan, Rıza / Çağlar, Hayrettin / Yıldız, Burçak / İmirlioğlu, Dilek; Sınai Mülkiyet Hukuku, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s.217; Öztürk, Türk Hukukunda Patentlenebilirlik Şartları, s.328-329.
  4. Ortan, Ali Necip; İşçi Buluşları Hukuku, Dokuz Eylül Yayınevi, İzmir, 1987, s.72; Şehirali, Patent Hakkının Korunması, s.13; Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, s.546.
Bölüm 5
  1. Lisans sözcüğünün kökeni Latince "licere" kelimesi olup Almanca "Lizenz", İngilizce ve Fransızca "licence", İtalyanca "licenza", İspanyolca "licencia" olarak ifade edilen uluslararası nitelik kazanmış bir sözcüktür.
  2. Oktay Özdemir, Saibe; Sınai Haklara İlişkin Lisans Sözleşmeleri ve Rekabet Hukuku Düzenlemelerinin Lisans Sözleşmelerine Uygulanması, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2002, s.13.
  3. Çağlar, Hayrettin / Ayhan, Rıza / Yıldız, Burçak / İmirlioğlu, Dilek; Sınai Mülkiyet Hukuku, s.311.
  4. Çolak, Türk Patent Hukuku, s.629.
Bölüm 6
  1. Çolak, Türk Patent Hukuku, s.614-615.
  2. Tekinalp, Fikri Mülkiyet Hukuku, s.468.
  3. Badur, Emel / Doğan, Gülmelahat; "Patent Lisans Sözleşmelerinde Taraf Değişiklikleri", Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S.1, C.4, 2019, s.44.
  4. Ayiter, İhtira Hukuku, s.129.
  5. Kaya, Arslan; "551 Sayılı Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Getirilen Zorunlu Lisans Sistemi", İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C.55, S.1-2, 1996, s.337.
Bölüm 7
  1. Ayrancı, Hasan; Sözleşmenin Yüklenilmesi (Devri), Yetkin Yayınları, Ankara, 2003, s.31.
  2. Eren, Fikret; 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununa Göre Hazırlanmış Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Yetkin Yayınları, Ankara, 2015, s.1256.
  3. Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.931.
  4. Eker, Ece Ayça; "Sözleşmenin Devri", Terazi Hukuk Dergisi, C.15, S.165, 2020, s.948.
Bölüm 8
  1. M. Cengil, Fatih; "Sözleşmede Taraf Değişikliği", Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.3, S.6, Aralık 2016, s.123.
  2. Kılıçoğlu, M. Ahmet; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Genişletilmiş 20. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara, 2016, s.860.
  3. Küçükçapraz, Serhat; "Kira İlişkisinin Devri", Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.2, S.2, Aralık 2020, s.535.
  4. Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.1284.
Ara