Türkiye'deki Yabancıların Hukuki Statüsü ve Geri Gönderme Şartları
İlgili çalışma alanı: İdare ve Vergi Hukuku — geçici koruma kararı ile geri gönderme (sınır dışı etme) kararı, hukuki niteliği itibarıyla idari işlemdir.
İlgili makale: Kamu İhale Sözleşmelerinin Sona Ermesi — idare hukuku alanına giren bir diğer inceleme.
Vatandaşlık Kavramı: Tarihsel Gelişim ve Hukuki Nitelik
Vatandaşlık ve yabancı kavramları, özellikle ulusal ve uluslararası kamu hukuku kurallarını yakından ilgilendiren; küresel göç dalgalarının yaşandığı dönemlerde devletlerin iç hukuk kurallarının kitlesel ve küresel göç hareketleri karşısında izleyeceği politikalar bakımından önem arz eden kurumlardır. Bu incelemede özellikle Türkiye'deki yabancıların hukuki statüleri ve geri gönderilmeleri ele alınacak; konunun sınırlandırılması adına Türkiye'de bulunan yabancılardan özellikle Suriye uyruklular üzerinden, diğer uyruklulara ilişkin örneklerle değerlendirme yapılacaktır.
Genel Olarak
Tarihsel olarak vatandaşlık kavramının ilk olarak Antik Yunan ve Roma uygarlıklarında kullanıldığı kabul edilmektedir.[1] Antik Yunan'da vatandaşlık, kurallarını koyarken ve yönetirken doğrudan demokrasi ve eşitlik temelinde hareket eden ve belli bir homojen kültüre sahip topluluğun üyesi olmaktır. Bu tanıma karşın Antik Yunan'da vatandaşlık için birtakım şartların var olması gerekmektedir: 20 yaşını geçmiş olmak, erkek olmak, aile reisi olmak, savaşçı olmak ve köle sahibi olmak vatandaşlığı hak etmenin ön koşullarıdır.[2] Antik Roma'da ise kural koyan ve yönetime katılan vatandaş kavramından uzaklaşılarak daha yasal bir statü olarak ele alınan bir vatandaşlık kavramı söz konusudur; Roma vatandaşlığı, hukukun üstünlüğü içinde özgürlük ve doğal hukuk anlayışı çerçevesinde mülkiyet hakkı korunan, hak ve çıkar sahibi sivil kişiyi ifade etmektedir.[3]
Modern vatandaşlık ise 18. yüzyıl itibarıyla gelişmeye başlamıştır; bu dönemde yasal vatandaşlık ile siyasi vatandaşlık modellerini bir araya getiren bir vatandaşlık modeli söz konusudur.[4] Modern vatandaşlık için dört temel ilkeden bahsedilebilir. Birincisi eşitlik ilkesidir: bir devletin ülkesinde yaşayan ve hukuki olarak yabancı sayılmayan herkes statü olarak eşit şekilde vatandaştır. İkincisi modern vatandaşlıkta yer alan negatif özgürlüklerdir; kişilerin başkalarına maruz kalmadan hak ve özgürlüklerini istediği gibi kullanması bu kapsamdadır. Üçüncüsü, siyasi yaşama katılım sağlamaya yönelik siyasi hak ve özgürlüklerin anayasal belgelerde ele alınmasıdır. Dördüncüsü ise sosyal ve kültürel hakların vatandaşların sahip olduğu haklar arasına dahil edilmesidir.
Günümüzde, bir devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olmayan yabancıların da temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu, demokrasi anlayışının egemen olduğu devletlerde kabul edilmektedir. Ancak siyasi yönden, siyasi katılım haklarının yalnızca vatandaşlara tanınan haklar kategorisi olarak düzenlenmesi uygulaması devam etmektedir.[5]
Vatandaşlığın kazanılmasında iki ana ilke bulunmaktadır: doğumla kazanma ilkesi (ius sanguinis) ve doğum yeri ilkesi (ius soli).[6] Doğumla kazanma ilkesi gereği kişinin anne ve babasının vatandaşlığı ya da bir gruba mensubiyeti esas alınırken, doğum yeri ilkesinde coğrafya ile vatandaşlığın kazanılması söz konusudur. Modern anayasalarda vatandaşlığın sonradan kazanılmasına da cevaz verilmekte; bu hususa ilişkin detaylı düzenlemeler genellikle farklı kanunlarla yapılmaktadır.
Türk Anayasalarında Vatandaşlık
Cumhuriyetin ilanından evvel Osmanlı İmparatorluğu'nda çok uzun bir süre vatandaşlık kavramına yer veren herhangi bir düzenleme yer almamaktadır; erken ve orta dönemde devlet içindeki gruplara genellikle din tabanlı isimlendirmeler verilmiştir. Osmanlı döneminde vatandaşlık kavramı olarak değerlendirilebilecek ilk düzenleme 1869 tarihli Tabiiyet-i Osmaniye Kanunnamesidir.[7] Ancak bu kanunname vatandaşın kim olduğundan ziyade vatandaşlığın kazanılmasını ya da kaybedilmesini düzenlemektedir.
1876 tarihli Anayasa (Kanun-i Esasi) ise vatandaşlıkla ilgili hukuki düzenleme içeren ilk belge olarak kabul edilebilecektir. Anayasa'nın 8. maddesinde "Devleti Osmaniye tabiiyetinde bulunan efradın cümlesine herhangi din veya mezhepten olursa olsun bilâ istisna Osmanlı tabir olunur ve Osmanlı sıfatı kanunen muayyen olan ahvale göre istihsal ve izae edilir" hükmü yer almaktadır. Söz konusu düzenleme, din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin bireyi temel alan, eşitliğe dayalı ve kapsayıcı bir vatandaşlık tanımını Osmanlı'nın toplumsal yapısına uygun şekilde oluşturmuş ve devletin devamlılığını hedeflemiştir.
Cumhuriyet dönemine geçmeden hemen evvel, 1921 Anayasası'nda vatandaşlığın tanımına veya kapsamına ilişkin herhangi bir düzenleme yer almamaktadır.[8] Cumhuriyetin ilanından sonraki ilk anayasa olan 1924 Anayasası'nda, Kanun-i Esasi ve 1921 Anayasası'nın aksine daha dar bir vatandaşlık kavramı yer almaktadır. 1924 Anayasası'nın 88. maddesinde "Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk ıtlak olunur (denir)" ifadesiyle vatandaşlığın kapsamı düzenlenmiştir. Madde hükmünde yer alan "Türk" ibaresi 1924 Anayasası'ndan bu yana tartışılmaktadır; birtakım yazarlar bu ibareyi etnik kökenle ilişkilendirirken diğer bir grup etnik kökenle ilgili olmadığını ifade etmektedir.[9] 1961 Anayasası'nın 54. maddesinde vatandaşlık "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür" şeklinde tanımlanmış; 1982 Anayasası'nın 66. maddesinde de aynı ifadeyle kimlerin vatandaşlık kapsamında kaldığı düzenlenmiştir.
Vatandaşlık Kavramının Tanımı
Vatandaş kavramı, kardeşlik kökünün vatan ve yurt kavramları ile farklı şekillerde ele alınmasıyla ortaya çıkmıştır. Vatandaş kelimesi, uluslararası hukuk bağlamında bir devletin üyesi olan, oy kullanmak, siyasi görevde bulunmak ve kamu yararına hak talep etmek gibi olası tüm yasal haklara sahiplik olarak ifade edilmektedir.[10] Vatandaşlık, bir ülkeye uyrukluk — Türkiye için Türklük — yönünden bağlı olmayı ve çeşitli hak ve yükümlülüklere sahip olmayı gerektirir.[11] Bu hakların başında seçme ve seçilme hakkı ile kamu menfaatlerinden yararlanma hakkı gelir; yükümlülükler ise vergi ödemek ve askerlik görevi yapmak gibi ödevleri kapsamaktadır. Bu çerçevede bir kişinin belirli bir devlete hukuki ve siyasi yönden bağlı olması vatandaşlık kavramı içerisinde değerlendirilir.
Yabancı ve Yabancılık Kavramı
Yabancı, "bir devlet ülkesinde bulunup da o devletin vatandaşlığını halen iddiaya hakkı olmayan kimse" olarak tanımlanmaktadır.[12] Bu tanım kapsamında yabancı olarak kabul edilen kişi, başka bir devletin vatandaşı olabileceği gibi vatansız veya mülteci de olabilecektir. Başka bir devletin vatandaşı veya vatansız durumunda olan yabancının uluslararası koruma ya da geçici koruma statüsü sahibi olması da mümkündür.[13]
Türk hukukunda yabancılık tanımı da vatandaşlık kavramı üzerinden yapılmıştır. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nda (YUKK) yabancı, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişiyi" ifade etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişiler, Türkiye Cumhuriyeti açısından yabancı statüsündedir. Ancak bu tanım bazı hallerde yeterli olmamaktadır; örneğin birden fazla vatandaşlığı bulunan kişiler bakımından başka düzenlemelere ihtiyaç duyulmuştur. Konu hakkında Türk hukukunda yer alan düzenleme 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'dur (MÖHUK). İlgili Kanun'un 4. maddesinde "Birden fazla devlet vatandaşlığına sahip olanlar hakkında, bunların aynı zamanda Türk vatandaşı olmaları hâlinde Türk hukuku uygulanır" hükmü yer almaktadır. Bu düzenlemeyle, aynı anda hem Türk vatandaşlığına hem de bir başka devletin vatandaşlığına sahip kişiler hakkında Türk hukuku uygulanacaktır. Bu bağlamda çifte vatandaş olan kimselerin Türk vatandaşlığını da taşıyor olması durumunda yabancı olarak kabul edilmediği değerlendirilmelidir.
YUKK Kapsamındaki Yabancı Statüleri: Vatansızlar ve Özel Statüdeki Yabancılar
Yabancılık, önceki bölümde değinildiği üzere vatandaşlık esasına göre değerlendirilmektedir; bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişilerin yabancı olduğu kabul edilmektedir. Öyleyse başka bir devletin vatandaşı olan kimseler ve vatansızlar yabancı statüsündedir. 6458 sayılı Kanun kapsamındaki yabancılar bu incelemenin esas konusunu oluşturmakla birlikte, aynı Kanun kapsamında yer alan ve farklı statülere tabi olan gruplara ayrıca değinmek gerekmektedir.
Vatansızlar
Vatansızlık, en genel haliyle kişinin hiçbir devletle vatandaşlık bağı bulunmaması olarak tanımlanmaktadır.[14] Uluslararası mevzuatta da benzer bir tanım yer almaktadır: Vatansız Kişilerin Statüsüne İlişkin 1954 tarihli Sözleşme kapsamında vatansız kişi, "kendi yasalarının işleyişi içinde hiçbir Devlet tarafından vatandaş olarak sayılmayan bir kişi" olarak ifade edilmiştir. Türk hukukunda ise 6458 sayılı Kanun'un 3. maddesinde vatansız, "Hiçbir devlete vatandaşlık bağıyla bağlı bulunmayan ve yabancı sayılan kişi" olarak tanımlanmaktadır.
Vatansızlığın ortaya çıkışı doğumdan önce ve doğumdan sonra olmak üzere incelenebilir. Vatandaşlığın kazanılması konusunda her bir devletin farklı düzenlemelere yer veriyor olması, kişilerin vatansız olarak doğmasına sebebiyet verebilecektir; kişinin doğum anında anne ve babasının bilinmiyor olması ve vatandaşlığın kazanılması için gerekli usullerin yerine getirilmemiş olması da vatansız doğulması sonucunu ortaya çıkarabilmektedir. Kişinin vatansız olması doğumdan sonra da meydana gelebilir; hemen her ülke farklı hukuki düzenlemeler çerçevesinde kişileri vatandaşlıktan çıkarabilmekte olup vatandaşlıktan çıkarılma hususunda devletlerin münhasır yetkisi bulunmaktadır.
Özel Statüde Bulunan Yabancılar
Yabancılara ilişkin uygulanacak hukuk kuralları esasen 6458 sayılı Kanun'da düzenlenmişse de birtakım yabancılara ilişkin başkaca kanunlar ve uluslararası sözleşmeler bulunmaktadır. Buna göre özel statüde yer alan yabancılar ayrı bir yabancı grubunu oluşturur. Diplomatik temsilcilikler, konsolosluk çalışanları ve uluslararası örgüt memurları gibi resmi sıfatlı kişilere öncelikle uluslararası ve ulusal kurallar uygulanmaktadır.[15] Kural olarak Türkiye'de yer alan tüm yabancılar bakımından YUKK uygulama alanı bulsa da bahsi geçen görevliler, harici milletlerarası sözleşmelere ya da bazı özel kanunlara tabi tutulabilmektedir.
Uluslararası Koruma: Mülteci, Şartlı Mülteci ve İkincil Koruma
Türkiye, Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan, 28.07.1951'de imzalanan ve 22.04.1954 tarihinde yürürlüğe giren Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme'ye 1961 yılında, Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Protokol'e ise 1968 yılında taraf olmuştur.[16] Protokol imzalanırken tarihe ilişkin sınırlama kaldırılmış, ancak coğrafi sınırlama korunmuştur; bu bağlamda Avrupa'da meydana gelen olaylar sonucunda Avrupa'dan Türkiye'ye gelen sığınmalara uygulanacağı kabul edilmiştir. Öyleyse Avrupa dışında meydana gelen olaylar nedeniyle Türkiye'ye sığınanlar hakkında söz konusu Sözleşme ve Protokol hükümlerinin uygulanma zorunluluğu bulunmamaktadır. Uluslararası sözleşmeler dışında, 2009 yılından sonra Türkiye'de yapılan yasal düzenlemeler çerçevesinde 6458 sayılı YUKK'ta da uluslararası korumaya dair düzenlemeler yer almaktadır; YUKK m.3'e göre uluslararası koruma "mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma" statüsünü ifade etmektedir.
Mülteci
6458 sayılı YUKK m.61'de yer alan düzenlemeye göre "Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında mülteci statüsü verilir." Söz konusu düzenlemede 1951 tarihli Sözleşme'deki tanım aynen benimsenmiştir. Bu tanıma göre bir yabancının Türkiye tarafından mülteci olarak kabul edilebilmesi için: mülteci başvurusuna neden olan olayın Avrupa ülkelerinde gerçekleşmiş olması; başvuruda bulunan yabancının ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulme uğrayacağından korkması; başvuru sahibinin vatandaşı olduğu ülke dışında olması ve ülkesinin korumasından yararlanamaması veya söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istememesi gerekmektedir.[17]
Şartlı Mülteci
Halk nazarında sığınmacı olarak bilinen kavram, YUKK ile şartlı mülteci olarak düzenlenmiştir. Şartlı mülteci, YUKK m.62'de "Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye statü belirleme işlemleri sonrasında şartlı mülteci statüsü verilir. Üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar, şartlı mültecinin Türkiye'de kalmasına izin verilir." hükmüyle düzenlenmiştir. Buna göre yabancıyı şartlı mülteci haline getiren olayların Avrupa dışındaki bir ülkede gerçekleşmesi; başvuruda bulunan yabancının ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba aidiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle haklı bir korku duyması; başvuru sahibinin ülkesinin diplomatik himayesinden yararlanmaması veya bu korku nedeniyle yararlanmak istememesi ve başvurusu kabul edilen yabancıya üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar geçici ikamet izni verilmesi şartlarının gerçekleşmesi aranır.[18]
İkincil Koruma
İkincil koruma, mülteci veya şartlı mülteciden farklı bir hukuki statü olup YUKK m.63'te düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre, mülteci veya şartlı mülteci olarak nitelendirilemeyen ancak menşe ülkesine veya ikamet ülkesine geri gönderildiği takdirde ölüm cezasına mahkûm olacak veya ölüm cezası infaz edilecek, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacak, uluslararası veya ülke genelindeki silahlı çatışma durumlarında ayrım gözetmeyen şiddet hareketleri nedeniyle şahsına yönelik ciddi tehditle karşılaşacak olması nedeniyle menşe ülkesinin veya ikamet ülkesinin korumasından yararlanamayan veya söz konusu tehdit nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancı ya da vatansız kişiye, statü belirleme işlemleri sonrasında ikincil koruma statüsü verilir. Madde hükmünde yer alan şartlara göre, örneğin şeri kuralların geçerli olduğu bir ülkede evlilik dışı cinsel ilişkiye girdiği için recim cezasına çarptırılarak taşla öldürülecek olan bir kadının ölümden kaçmak için Türkiye'ye sığınması halinde ona verilebilecek koruma statüsü ancak ikincil korumadır.
Geçici Koruma Statüsü ve Suriyelilerin Hukuki Durumu
Geçici Koruma Statüsünün Ortaya Çıkışı
Geçici koruma statüsü YUKK'ta düzenlenmiştir. Diğer uluslararası koruma statülerinden farklı olarak, YUKK'tan önce Türkiye'de herhangi bir metinde yer almamaktadır. İlk olarak Avrupa'da Yugoslavya'nın parçalanması döneminde ortaya çıkan bu statü, Avrupa'nın karşılaştığı ilk kitlesel göç hareketinin meydana gelmesi sonucu tanımlanabilmiştir.
Türkiye'de ise geçici koruma, günümüzde halen ülkede bulunan Suriyelilerin ülkemize gelmesinden sonra YUKK m.91'de düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre: "(1) Ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılara geçici koruma sağlanabilir. (2) Bu kişilerin Türkiye'ye kabulü, Türkiye'de kalışı, hak ve yükümlülükleri, Türkiye'den çıkışlarında yapılacak işlemler, kitlesel hareketlere karşı alınacak tedbirlerle ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar arasındaki iş birliği ve koordinasyon, merkez ve taşrada görev alacak kurum ve kuruluşların görev ve yetkilerinin belirlenmesi, Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." Madde hükmü, bireysel statü belirleme usullerinin uygulanmasını imkânsız kılan ülkeler arasında yaşanan toplu nüfus hareketlerinde uygulanmakta ve geçici bir çözüm sağlamaktadır; detaylı düzenlemeler için Cumhurbaşkanı'na yetki vermektedir. Bu kapsamda 22.10.2014 tarihli ve 29153 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Geçici Koruma Yönetmeliği (Yönetmelik) düzenlenmiştir.
Suriyelilerin Hukuki Statüsü
Suriye'de 2011 yılından itibaren yaşanan iç karışıklıklar sebebiyle ülkemize yaşanan kitlesel göç sonucu İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı tarafından Türkiye'de kayıt altına alınmış geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısı 31 Aralık 2024 tarihi itibarıyla 2.901.478 kişidir. Geçici koruma statüsü altındaki Suriyeli sayısı 2021 yılında 3.737.369 kişi olarak kayıtlara geçmiş olup, 2021 yılı sonrası İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı tarafından yayımlanan istatistiklere göre düzenli bir azalma gözükmektedir.[19] Belirtmekte fayda vardır ki bu veriler yalnızca kayıtlı kişileri baz almaktadır; kaçak yollarla Türkiye'ye giren Suriyeliler bu verilerin dışındadır ve diğer yabancıların da tam istatistikleri bilinmemektedir.
Suriyelilerin hukuki statüsü, YUKK'ta yer alan mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma statülerinden farklıdır. Bu incelemede Suriyeli olarak bahsedilecek olsa da bu kişiler benzer sebeplerle geçici koruma statüsü altında korunan Afgan, Pakistanlı ve diğer göçmenleri de kapsamaktadır. Suriyeliler YUKK kapsamında mülteci olarak değerlendirilememektedir; zira mülteci statüsü yalnızca Avrupa'da meydana gelen olaylar etkisiyle yer değiştirmek zorunda kalan kişiler için geçerlidir. Bu bağlamda Suriyelilerin ve Avrupa dışından gelen diğer göçmenlerin ülkemizde mülteci olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Kanun'un ilgili maddesi göz önüne alındığında, Suriyelilerin sığınma amacıyla Türkiye'ye gelmesine neden olan olayların Avrupa ülkeleri dışında, Suriye'de meydana gelmiş ya da geliyor olması yönüyle, Türkiye tarafından Suriyelilere şartlı mülteci statüsü verilmesi gerekiyor gibi görünmektedir. Ancak Kanun'un aynı maddesine göre şartlı mülteci statüsünün verilmesi için statü belirleme işlemlerinin yapılması gerektiğinden, kitlesel olarak sınıra gelen ve sınırı geçen Suriyelilerin sayısının fazlalığı ya da statü belirleme işlemleri için gerekli belgelere sahip olamamaları gibi nedenlerden dolayı statü belirleme işlemleri yapılamamış, dolayısıyla Türkiye'ye gelen Suriyelilere şartlı mülteci statüsü verilmemiştir. Ayrıca kitlesel olarak Türkiye'ye gelen Suriyelilere şartlı mülteci statüsü verildiği takdirde bu kişilerin üçüncü bir ülke bulunup oraya yerleştirilinceye kadar geçen sürede geçici olarak Türkiye'de kalabilecekleri de unutulmamalıdır; Suriyeliler için üçüncü bir ülke bulmanın ve oraya yerleştirilmenin zorluğu, şartlı mülteci statüsünün verilmemesinin bir başka nedeni olabilir.
Mülteci veya şartlı mülteci statüsü verilmeyen kişilere, Kanun'un 63. maddesinde bahsedilen nedenlerden dolayı ikincil koruma statüsü verilebileceğinden bahsedilse de yine aynı maddeye göre bu statünün verilmesi için bireysel olarak statü belirleme işlemlerinin yapılması zorunluluğu bulunmaktadır. Kitlesel insan hareketlerinde kişi sayısının aşırı fazlalığı ya da statü belirleme işlemleri için gerekli belgelere sahip olunamaması gibi nedenlerle, pratikte bireysel statü belirleme işlemlerinin yapılabilmesi bazen mümkün olmamaktadır. Esasen pratik imkânsızlıklar dolayısıyla Suriyelilere şartlı mülteci veya ikincil koruma statülerinin verilmediği ya da verilemediği kabul edilmektedir; bu kabule göre yeni bir statüye ihtiyaç duyulmuş ve geçici koruma statüsü oluşturulmuştur.
Geçici Korumanın Sona Ermesi ve Geri Gönderme Şartları
Geçici Korumanın Sona Ermesi
Geçici koruma statüsü sağlanan yabancıların statüsünün nasıl sona ereceği düzenlenmiştir. Belirtmek gerekir ki geçici koruma kararının hukuki anlamda bir idari işlem mahiyetinde olduğu kabul edilmelidir. Geçici koruma kararının Yönetmelik'in 9. maddesinde nasıl alınacağı düzenlenmiştir; bu hükme göre geçici koruma kararı, Bakanlığın teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından alınacaktır. İdari işlem niteliğinde kabul edilen bu kararın geri alınması da, idari işlemde yetkide paralellik ilkesi gereği, ancak Cumhurbaşkanı tarafından mümkündür. Yönetmelik'in 11. maddesinde benzer şekilde bir düzenlemeye yer verilmiş ve Bakanlığın teklifi üzerine Cumhurbaşkanı tarafından geçici koruma kararının kaldırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Cumhurbaşkanı tarafından verilecek bu kararla geçici korumayı tamamen durdurarak geçici korunanların ülkelerine dönmesine, şartlarını taşıdıkları statünün toplu olarak kendilerine verilmesine, uluslararası koruma talebinde bulunanların başvurularının bireysel olarak değerlendirilmesine ya da YUKK kapsamında belirlenecek şartlarda Türkiye'de kalmalarına karar verilebilir.[20]
Geçici koruma statüsünün kitlesel olarak verilen bir statü olduğu kabulüyle birlikte, statünün tamamen ortadan kaldırılması yani durdurulması dışında, bireysel olarak sona ermesi de mümkündür. Bu durum Yönetmelik'in 12. maddesinde düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre; geçici korunan kişinin kendi isteğiyle Türkiye'den ayrılması, üçüncü bir ülkenin korumasından faydalanması, üçüncü bir ülkeye insani nedenlerle veya yeniden yerleştirme kapsamında kabul edilmesi ya da üçüncü bir ülkeye çıkış yapması, ölmesi, kanunda yer alan diğer yasal kalış türlerinden biriyle kalış hakkı kazanması ya da Türk vatandaşlığını kazanması hallerinde geçici koruma bireysel olarak sona erecektir. Bunlar dışında, Yönetmelik'in 8. maddesinin birinci fıkrası kapsamında yer alanların geçici korumanın kapsamı dışında tutulması gerektiğinin sonradan anlaşılması halinde geçici koruma, Genel Müdürlük veya valiliklerce iptal edilir — bu fıkra kapsamında kamu menfaati adına suç işlemeye eğilimli oldukları fark edilen, kişileri suç işlemeye tahrik eden ve genel itibarıyla toplum açısından tehlike arz eden kişilerin geçici koruması sona erdirilebilecektir. Bireysel sona ermenin bir başka hali ise geçici koruma sahibinin üst üste üç defa bildirim yükümlülüğünü yerine getirmemesi halidir.
Geri Gönderme (Non-Refoulement) Yasağı ve İstisnaları
Geçici koruma statüsünün sürdüğü süre boyunca Suriyelilerin ve benzer durumda olan yabancıların bir idari makam tarafından geri gönderilmesi mümkün değildir; zira Yönetmelik'in 6. maddesi uyarınca da geri gönderme yasağı bulunmaktadır. Ancak Yönetmelik'in ve adeta yalnızca Suriyelilerin korunması kapsamında hukuk sistemimize entegre edilen geçici koruma statüsünün ortaya çıkış sebebinin ortadan kalkması ile, söz konusu yabancıların geri gönderilmesi konusunda gerekli adımların atılması mümkündür.
Geçici koruma statüsünün Cumhurbaşkanı kararıyla ortadan kaldırılması Yönetmelik'in 11. maddesi kapsamında mümkün gözükmektedir; ancak siyasi iktidar bu zamana kadar böyle bir karar vermiş değildir. Çeşitli faktörler buna sebebiyet vermiş olabilir: Türk vatandaşlığının kazanılması konusunda farklı politikaların tercih edilmiş olması ve belirli maddi şartları sağlayan kişilerin Türk vatandaşlığını kazanabilmesinin mümkün hale getirilmesi bu faktörlerden biridir. Bunun dışında, uluslararası politikalar çerçevesinde Suriyeli ve benzer statüye sahip kişilerin geri gönderilmesi konusunda gerekli adımların atılmaması da siyasi iktidarın bir seçimidir. Tüm bu çerçevede, Yönetmelik'in 12. maddesinde yer alan isteğe bağlı geri dönme kurumunun cazip hale getirilmesi ve Suriyelilerin ülkelerine geri dönüşlerinin sağlanması güncel durumda uygulanabilir bir politika olarak gözükmektedir.
Geçici koruma statüsü ve Yönetmelik kapsamında Suriyelilerin geri gönderilmesine ilişkin politikaların uygulanabilmesi adına birtakım şartların var olması gerekmektedir. Statünün kişilere sağlanabilmesi için YUKK m.91/1'deki şartların var olması gerekir: yabancı kişinin ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılardan olması. Bir hukuk kuralının uygulanabilir olması, bu hukuk kuralının uygulanacağı somut vakıanın söz konusu kurala altlanabilir olmasını gerektirir; altlama, soyut hukuk kuralının somut olaya uygulanmasıdır. Geçici koruma statüsünün belirlenmesi için gerekli şartlar madde hükmünde açıklanmış olmakla birlikte, bu şartların güncel durumda somut vakıada bulunmadığının kabul edilmesi yerinde olacaktır. Resmî olarak Suriye'deki karışıklıkların sona erdiğine ilişkin bir antlaşma yapılmamışsa da rejimin ortadan kaldırılmasıyla birlikte yeni bir devlet inşa süreci başlamış ve hayat normalleşmeye başlamıştır; bu kapsamda söz konusu hukuk kuralının uygulanabilir bir yanı kalmamıştır ya da yakın zamanda kalmayacaktır.
Değerlendirme ve Sonuç
Suriyelilerin ve benzer geçici korumaya sahip yabancıların ülkemizdeki statüleri gereği geri gönderilmeleri, pratikte yalnızca isteğe bağlı geri dönme olarak gözükmektedir. Ancak teorik olarak, Cumhurbaşkanı tarafından alınan bu geçici koruma kararının yine aynı şekilde kaldırılması mümkündür. Cumhurbaşkanı tarafından verilebilecek bu karar ile Suriyelilerin veya benzer statüye sahip diğer yabancıların geri gönderilmesi mümkün gözükmektedir. Geri gönderme yasağı kapsamında yabancının kendi ülkesine gönderilmesi sorun teşkil ediyor olabilir; bu durumda geçici koruma sahibi yabancıların üçüncü bir ülkeye gönderilmesi adına çeşitli politikaların uygulanması mümkündür.
Türkiye'nin, Suriyeliler ve benzer statüye sahip diğer yabancıların geçici korunmasıyla ilgili atması gereken adımlar ve izleyebileceği politikalar bulunmaktadır. Demografik olarak uyumun sağlanması, söz konusu politikaların işletilmesinden çok daha zor ve maliyetli gözükmektedir. Tüm bu değerlendirmeler kapsamında, gerekli adımların atılmasıyla birlikte Suriyeliler ve benzer şekilde geçici korumaya sahip yabancıların kendi ülkelerine veya üçüncü bir ülkeye gönderilmesi konusunda çeşitli yolların tercih edilebileceği; insan haklarına uygun bir şekilde yabancıların geri gönderilmesi konusunda politikaların oluşturulabileceği kabul edilmelidir.
Kaynaklar ve Dipnotlar
Bölüm 1
- Korkut, Levent; Siyasi Kimlik Olarak Vatandaşlık: Türkiye'de ve Dünya Devletlerinde Anayasal Vatandaşlık Tanımları, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.2, S.1, 2015, s.6.
- Pocock, J.G.A.; "The Ideal of Citizenship since Classical Times", Theorizing Citizenship, Suny Press, New York, 1995, s.29-52.
- Pocock, J.G.A.; "The Ideal of Citizenship since Classical Times", Theorizing Citizenship, Suny Press, New York, 1995, s.40-45.
- Bellamy, Richard; Citizenship, A Very Short Introduction, Oxford Press, Cambridge, 1998.
- Korkut, Levent; Siyasi Kimlik Olarak Vatandaşlık: Türkiye'de ve Dünya Devletlerinde Anayasal Vatandaşlık Tanımları, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.2, S.1, 2015, s.7.
- Özkan, Işıl; "Yeni Vatandaşlık Türleri: Çağdaş Bir Tipoloji Mi?", Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Durmuş Tezcan'a Armağan, C.21, Özel S., 2019, s.2205-2251 (2208).
- Aybay, Rona; "Tebaa-i Osmani'den T.C. Yurttaşına Geçişin Neresindeyiz?", içinde: 75 Yılda Tebaadan Yurttaşa Doğru (Der. Artun Ünsal), Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 1998.
- Korkut, Levent; Siyasi Kimlik Olarak Vatandaşlık: Türkiye'de ve Dünya Devletlerinde Anayasal Vatandaşlık Tanımları, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.2, S.1, 2015, s.17.
- Evran Topuzkanamış, Şafak; Vatandaşlık Üzerine Bir Tez, Oniki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2013, s.246.
- Schiller, Glick / Çağlar, Ayşe; And Ye Shall Possess It, and Dwell Therein: Social Citizenship, Global Christianity, and Non-Ethnic Immigrant Incorporation, Rutgers University Press, New Brunswick, 2008, s.203-204.
- Gül, Hüseyin / Şeker, Güven; "Kavramsal ve Tarihsel Olarak Vatandaşlık", Nazilli İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, C.4, S.2, 2023, s.134.
Bölüm 2
- Devletler Hukuku Enstitüsü'nün 1892 Cenevre toplantısında yapılan tanım, doktrinde genellikle benimsenmektedir. Bkz. Altuğ, Yılmaz; Yabancıların Hukukî Durumu, 4. Bası, İstanbul, 1971, s.8; Berki, Osman Fazıl; Devletler Hususi Hukuku, C.I, Tâbiiyet ve Yabancılar Hukuku, 7. Bası, Ankara, 1970, s.155; Göğer, Erdoğan; Yabancılar Hukuku, 2. Bası, Ankara, 1976, s.4; Tekinalp, Gülören; Türk Yabancılar Hukuku, 8. Bası, İstanbul, 2003, s.6; Çelikel, Aysel / Gelgel, Günseli; Yabancılar Hukuku, 12. Bası, İstanbul, 2005, s.17. Türk Hukuk Lügatı'nda yabancı (ecnebi), "Bir devlete nazaran, kendi tabiyetinde olmayan hakiki veya hükmi şahıs" diye tanımlanmaktadır (Türk Hukuk Lügatı, 3. Bası, Ankara, 1992, s.79). Bu tanımın eleştirisi hakkında bkz. Aybay, Rona; Yabancılar Hukuku, İstanbul, 2005, s.10 vd.
- Çelikel, Aysel / Gelgel, Günseli; Yabancılar Hukuku, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2020, s.16-17.
Bölüm 3
- Berki, Osman Fazıl; "Vatansızlık", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.5, S.1, 1948, s.167-192; Doğan, Vahit; Türk Vatandaşlık Hukuku, Rehber Kitabevi, Ankara, 2023, s.25-31.
- Aybay, Rona; Yabancılar Hukuku, 1. Baskı, İstanbul, 2005, s.27; Kavuk, Mehmet; "Yabancılar Hukuku'nda Vatansızlar ve Mülteciler", İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C.14, S.28, 2015, s.179-191.
Bölüm 4
- Erten, Rifat; "Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Hakkında Genel Bir Değerlendirme", Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.14, S.1, 2015, s.42.
- Erdem, Bahadır; "Geçici Koruma Statüsündeki Suriyelilerin Sosyal, Siyasi ve Vatandaşlık Hukuku Bakımından Türkiye'deki Durumları", Public and Private International Law Bulletin, C.37, S.2, 2017, s.332-351.
- Erdem, Bahadır; "Geçici Koruma Statüsündeki Suriyelilerin Sosyal, Siyasi ve Vatandaşlık Hukuku Bakımından Türkiye'deki Durumları", Public and Private International Law Bulletin, C.37, S.2, 2017, s.332-351.
Bölüm 5
- https://www.goc.gov.tr/gecici-koruma5638 (Erişim Tarihi: 10.04.2025)
Bölüm 6
- Topal, Ahmet Hamdi; "Geçici Koruma Yönetmeliği ve Türkiye'deki Suriyelilerin Hukuki Statüsü", Journal of İstanbul Medipol University School of Law, C.2, S.1, 2015, s.17.